1. Fotomuhabiri olarak imza attığı kamuoyunu sarsan fotoğrafları ve çektiği benzersiz yıldız portreleriyle dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Eve Arnold'un fotoğraflarının yer aldığı sergi bugün açılıyor. Eve Arnold 1957 yılında Amerika'da bir' ajansa kabul edilen ilk Amerikalı kadın fotoğraf sanatçısıdır. 50 yıllık fotoğraf kariyerinde ırkçılık, yoksulluk gibi toplumsal konulara, politik gelişmelere objektifiyle tanıklık ettiği gibi ünlü simaları da kendi karelerinde ölümsüzleştirmiş. O, fotoğraflarında ünlü kişilerdeki sıradanlığı yakalamak konusundaki eşsiz başarısını da gözler önüne seriyor. Bu parçada sözü edilen fotoğrafçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Fotoğraflarıyla ünlülerin sıradan görüntülerini yakaladığı
- B) Halkı etkileyen fotoğraflar çektiği
- C) Irkçılıkla ve yoksullukla mücadelenin, fotoğrafçılığını yönlendirdiği
- D) Ünlü kişilerin portreleriyle dünyada ün kazandığı
2. Sait Faik yaşadığı dönemin en iyi öykücüsüydü. Onun ne bir biçim kaygısı ne de nesnel olma gibi bir düşüncesi vardı. Zaman zaman öykülerinde, anlatan kişi ile anlatılan kişiyi seçmek zorlaşır. Eserlerindeki bütün kişiler, her şeyi içten, kendi içinden anlatır. Gerçekçilik arkasından koştuğu yoktur onun. Az bulunur onun kadar öznelci yazar. Bir doğru vardır onda. Kendi doğrusu, kendi içinin doğrusu. Bu parçadan Sait Faik ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) İçten bir anlatımının olduğu
- B) Öykülerinde yalın bir dil kullandığı
- C) İyi bir öykücü olduğu
- D) Gerçekçi olmak için çaba harcamadığı
3. Ailem, edebiyatı seviyordu. Babam ve ağabeyim bir yazardı. Kendimi bildim bileli hep yazmaya özendim. İlk yazılarımı yazdığımda on sekiz yaşındaydım. O dönemlerde Namık Kemal'in Zavallı Çocuk, Akif Bey adlı oyunları basıldı. Okudum onları. Ben de tiyatro yazarı olmak istiyordum. Üç beş perdelik oyunlar yetmiyordu bana. On perdelik oyunlar yazmaya kalkıştım. Söylemeye gerek yok, hiçbirini bitiremedim. Bu parçada yazar kendisiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinmemiştir?
- A) İlk yapıtlarını gençlik döneminde verdiğine
- B) Namık Kemal'in yapıtlarını taklit ettiğine
- C) Bitirilmemiş oyunlarının bulunduğuna
- D) Tiyatroya ayrı bir ilgisinin olduğuna
4. Kimi romanlar artık bana alışılmış ve kalıplaşmış gibi geliyor. Sanki birileri belli bir biçim koymuş, ardından gelenler de böyle yazılan romanlar daha iyi satar ve daha çok ilgi toplar diye düşünüyor. Bana böyle bir romanı yazmak çok bayağı geliyor. Bence romanda yazar, gizemli bir öykü bulacak. Roman kişileri biraz bir şeylerin peşinde koşacak, heyecan ve gerilim olacak. Bunlara karakter ve mekan betimlemeleri ile yalın bir dili de ekleyin. İşte benim istediğim romanın çerçevesi bu. Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisine değinmemiştir?
- A) Belli bir kalıp içinde yazılan romanları beğenmediğine
- B) Romanın anlaşılır bir anlatımının olması gerektiğine
- C) Romanın temelinde gözlem unsurunun olması gerektiğine
- D) Romanda gizemli bir yönün bulunmasını istediğine
5. Kendi kusurlarını görmeyen insanın, başkalarının kusurlarını sayıp dökmesinin gerçek nedenini hep düşünmüşümdür. İnsan, başkalarının kusurlarını sayarken bir çeşit zevk ile gerinir, kendine ait eksiklikler sayılıp dökülünce de savunmaya geçerek bir yay gibi geriliverir. Sanki o, başkalarının eksiklerini görmezse, başkaları onun kusurlarını görüverecekmiş gibi gelir ona. Bu parçaya göre, insanın, başkalarının kusurlarını araştırmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Kendi kusurlarını gizlemek
- B) Psikolojik olarak rahatlamak
- C) Başkasından üstün yanlarını vurgulamak
- D) Çevresindeki insanları çekememek
6. Ben daha çok, insanı tanıyan, olayları değil de insanın insanla, insanın toplumla ilişkilerinin arka planını verebilen yazarları seviyorum. Bütün çabam da bu olmuştur. Olaylar, görüntüler ve bunların betimlenmesi ikinci plandadır. Bunlar gerekli ve yerinde verilebilecek öğeler olmalı. Ve bunları vermek de şarttır. Esas olan insanı bir bütün olarak anlatmaktır. İşte bunlar ilgilendirir beni. Bu parçaya göre bir yazarda aranması gereken özellik aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Betimlemelerin ölçülü yapılması
- B) Bilgilerin yerli yerinde verilmesi
- C) Olayların ayrıntılı bir şekilde anlatılması
- D) İnsanı bütün özellikleriyle ele alması
7. Dostoyevski olayları rahat, sakin bir şekilde anlatmayı hiçbir zaman başaramamıştır. Dostoyevski'nin dünyası tutkudan doğmuştur. Onu değerlendirebilmek için de tutkulu olmak gerekir. Hiçbir zaman tatlı bir huzur duygusu ile rahata kavuştuğumuz olmaz Dostoyevski'yi okurken. Trajediye biz de katılırız, olayların akışına, kahramanların yaşamına biz de kendimizi kaptırırız. Dostoyevski, soluğumuzu keserek, başımızı döndürerek ruhun uçurumlarına doğru inmeye zorlar bizi. Okuma salonlarının müşterilerine, amatör okuyuculara yabancıdır onun romanları, son derece tutkulu kimseler ona erişebilir. Bu parçada, Dostoyevski ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Romanlarının, sıradan okurlar tarafından anlaşılmasının zor olduğuna
- B) Roman kişilerini gerçek hayatta rastlanabilen tipler arasından seçtiğine
- C) Romanlarının heyecanlı ve sürükleyici bir yapıya sahip olduğuna
- D) Okuyucuyu olaylara ve roman kişilerine bağlamayı başardığına
8. Ahmet Kutsi Tecer, Karacaoğlan'dan Nasrettin Hoca'ya kadar değişik portrelerin yaşamları, kişilikleri ve eserleri üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Tekrar tekrar ve titizlikle taradığı eski kaynaklardan ilginç belgeleri bizlere sunmasının yanında, çalışmaları; ortaoyununa, köylü temsillerine, halk oyunlarına kadar bütün folklorumuzu içine almıştır. Ve zaman gelmiş bu hummalı çalışmalar birçok şiirinin çıkış noktasını oluşturmuştur. Yine de şiirlerinde Halk edebiyatımızın şen şakrak, iyimser havasından çok, aşırı duyarlıklı ifade ve duygularını görmekteyiz. Bu parçada Ahmet Kutsi Tecer'le ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Halk folklorunun yayılması için çaba gösterdiğine
- B) Çeşitli biyografi çalışmalarının olduğuna
- C) Dikkatli bir araştırmacı olduğuna
- D) Şiirlerinde duygusal yönünün ağır bastığına
9. Kendimi bildim bileli çok film izlerim. Bunca filmden ne kalıyor geriye; hangi kareler, hangi diyaloglar, hangi duygu geçişleri kendine bir yer buluyor içimde? Bunların belki en önemlisi hikâyelerin, karakterlerin, diyalogların bir şekilde besliyor olması beni. Filmlerin iç dünyamda bir şeyleri değiştirdiği, bana yeni bakma/görme imkânları kazandırdığı bir gerçek. Bir buçuk iki saat boyunca kilitlendiğim bir filmi izlerken kendi hayatımı bir anlamda askıya alıyor, yaşadığım sıkıntılardan o an için sıyrılıyorum. Perdeye aksi düşen kahramanlarla özdeşleşiyor, onların acılarını çekiyor, sevinçlerini yaşıyor, ayrılıklarının ve kavuşmalarının yoğun duygularını içimde taşıyorum. Bu, roman ve hikâyenin ama özellikle de sinemanın başarabildiği bir şey. Bu gücü, insanın en zayıf olduğu yerden yani her şeyin çok daha renkli, heyecan verici olduğu bir başka hayata özlemden alıyor sinema. Aşağıdakilerden hangisi film izlemenin, bu sözleri söyleyen kişiye etkilerinden biri değildir?
- A) Empati yeteneğini geliştirmesi
- B) Duygularını dışa vurmayı kolaylaştırması
- C) Yaşamın zorluklarından uzaklaştırması
- D) Farklı bakış açıları kazandırması
10. Şiirimizin aksakalı Bahattin Karakoç, 5 Mart 1930 tarihinde şairler diyarı Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü köyünde doğdu. Türk şiirinin ihtiyar delikanlısı olarak da nitelendirebileceğimiz Karakoç, tam anlamıyla şiire tutkundu. Bu parçada aşağıdaki yazım kurallarından hangisinin örneği yoktur?
- A) Belirli bir tarih bildiren ay ve gün adları büyük harfle başlar.
- B) Akrabalık adı olup lakap veya ünvan olarak kullanılan kelimeler büyük harfle başlar.
- C) Özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır.
- D) Özel ada dâhil olmayıp tamlama kuran şehir, il, belde vb. sözler küçük harfle başlar.
11. Son zamanlarda geliştirilen yapay zekâ modelleri, görüntüleri tanımak ve konuşmak da dâhil olmak üzere etkileyici birçok başarıya sahip. Ancak yapay zekânın, insan benzeri davranışlar sergileme konusundaki başarısı tam anlamıyla insanlar gibi düşünebileceğini göstermiyor. İnsanların dünyayı nasıl algıladığını inceleyen araştırmacılar, yapay zekâ sistemlerinin düşünme ve öğrenme biçiminin insanınkinden temel olarak farklı olduğunu vurguluyor. Gerçek şu ki yapay zekânın insan gibi düşünebilmesi için üzerinde uzun süre çalışılması gerekiyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili, I. Örneklendirmeye yer verilmiştir. II. Karşılaştırmadan yararlanılmıştır. III. Tanımlama yapılmıştır. yargılarından hangileri doğrudur?
- A) I ve II
- B) II ve III
- C) Yalnız II
- D) I ve III
12. Bu parçaya göre “Prof. Dr. Fuat Sezgin” ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

- A) Kendini kabul ettirmiş, başarılı bir bilim insanıdır.
- B) Yaptığı çalışmalardan dolayı ödüller almıştır.
- C) Çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir.
- D) Farklı dillerde pek çok eser yazmıştır.
13. İnsanın zaman karşısındaki durumuyavru balığın, akış hızı yüksek bir ırmak karşısındaki durumunabenzer. Akıntı, o istese de istemese de balığı sürükleyecektir. Dünler ardı ardına dizilecek, gelecek denilen o uzak ülke bir anda geçmişe dönecektir. Bu parçadaki altı çizili söz öbeğiyle zamanın hangi yönü vurgulanmıştır?
- A) Şiddetli ve karşı konulamaz olması
- B) Geleceğe ulaşma isteği oluşturması
- C) İnsanları geçmişe sürüklemesi
- D) Sıkıntılı anlarda geçmiyor hissi vermesi
14. Erzurum’un simgelerinden olan “Taşhan” Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde Sadrazam Rüstem Paşa tarafından inşa ettirilmiştir. Osmanlı mimarisinin şaheserlerinden biri sayılan Taşhan, zamanında yolcuların gece gündüz her çeşit ihtiyaçlarının karşılandığı bir yer iken günümüzde Oltu taşı ürünlerinin üretim ve satış merkezi olarak varlığını sürdürmektedir. Doğu-batı yönünde sivri kemerli iki kapısı bulunan avlunun etrafına kurulmuş 32 oda, ziyaretçilerin tarihi solumasını sağlamaktadır. Bu parçada “Taşhan”la ilgili aşağıdakilerin hangisinden söz edilmemiştir?
- A) Mimari özelliklerinden
- B) Adının nereden geldiğinden
- C) Kim tarafından yaptırıldığından
- D) Günümüzdeki işlevinden
15. Aşağıdaki grafikte A ülkesinin 2022 yılındaki narenciye ürünleri ihracat miktarı gösterilmiştir. Bu ülkenin 2023’teki narenciye ürünleri ihracat miktarıyla ilgili bilgiler ise şu şekildedir: • Greyfurt ihracatında 2022’ye göre azalma gözlenmiştir. • 2022’de en çok ihraç edilen ikinci ürün, 2023’te ilk sıraya yükselmiştir. • 2022’de en az ihraç edilen ürün, 2023’te en çok ihraç edilen üçüncü ürün olmuştur. Buna göre A ülkesinin 2023 ihracatının grafikle gösterimi aşağıdakilerden hangisi olabilir?

16. • Farklı yazı aletleri ve mürekkep kabının konulduğu yazı takımına divit, bunları yapan kişilere de divitçi adı verilir. Günümüze gelene kadar önce daktilo, ardından da bilgisayar ve akıllı telefon kullanımının yaygınlaşması bir yana kalemin bile az kullanılır hâle gelmesi bu mesleğin, tarihin sayfaları arasında yerini almasına neden olmuştur. • İstediğimiz ürünlerin kapımıza gelmesi sadece bugüne ait bir ayrıcalık değil. Geçmişte bir yerden bir yere gitmenin ve alışveriş yapmanın zor olduğu zamanlarda çerçiler, özellikle köylerde, eşek veya at üzerinde taşıdıkları ürünlerle ev ev gezerlerdi. Leğenden iğneye her çeşit tuhafiye ürününü ücreti karşılığında veya takasla satarlardı. Bugün ulaşım araçlarının gelişmesiyle bu iş alanı kaybolmak üzeredir. • Debbağlık, çeşitli ürünler yapmak için deriyi işleme zanaatıdır. Mesleğin atölyeleri, Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde ilk olarak İstanbul Kazlıçeşme’de kurulmuş ve debbağlık zanaatı yüzyıllarca devam etmiştir. Son derece özveri ve emek isteyen bir iş koludur. Bugün atölye ve fabrikalarda çeşitli makinelerle seri üretim yapıldığı için bu mesleğe artık rastlanmamaktadır. Bu parçalara getirilebilecek ortak başlık aşağıdakilerden hangisi olabilir?
- A) El Becerisi Gerektiren Meslekler
- B) Teknolojiye Yenik Düşen İş Alanları
- C) Osmanlı Dönemi’ndeki Zanaatlar
- D) Kaybolmaya Yüz Tutan El Sanatları
17. Aşağıdaki cümlelerden hangisinin yüklemi etken ve geçişlidir?
- A) Öğrenciler müzeye geçen sene de öğretmenleriyle gelmiş.
- B) Sohbetin en hararetli anında birden ayağa kalktı.
- C) Bu adada yaşayanlar çöplerini türlerine ayırarak biriktiriyorlar.
- D) Kardeşimin odası doğum gününde balonlarla süslendi.
18. Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün, Anadolu’nun ilk yerleşim yeri olması nedeniyle tarihte önemli bir yeri vardır. 1961’den sonra yapılan kazılarda Arslantepe’de gün yüzüne çıkarılan eserler, yazılı tarihin de seyrini değiştirecek öneme sahip. Günümüze kadar devam eden kazılar her yıl ağustos ayında başlayıp ekim ayının sonunda biter. Kazılarda şu ana kadar MÖ 3000’li yıllara ait binlerce metal eser, tapınak ve kerpiç saray bulundu. Dünyanın en eski kerpiç sarayı olan bu yapıda bir de kerpiç taht gün yüzüne çıkarıldı. Arslantepe’de çıkarılan eserler, o dönemde Arslantepe’nin resmi, dini ve kültürel bir merkez olduğunu da ortaya koyuyor. Bu parçada “Arslantepe Höyüğü” ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
- A) Yönetim merkezi olarak kullanıldığına
- B) Yazılı tarihin başladığı yer olduğuna
- C) Anadolu’daki en büyük yerleşim yeri kabul edildiğine
- D) İlk kazının 1961 yılında yapıldığına
19. Hikâyeler, insanlara bilgi aktarmaktan ziyade hayat tecrübesi kazandırır. Yazar, okura yaşamla ilgili ipuçları verir fakat sonunda okura bir görev bırakır. Her okur, hikâyeden kendine bir hisse çıkarır. Okurun, heybesine alacağı hisse ise hayal ve kavrama gücü kadardır. Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir?
- A) Hikâye; insanları eğitmek için ortaya çıkan, eski bir edebî türdür.
- B) Okurun hikâyeden ne öğrendiği, ondan ne anladığıyla ilişkilidir.
- C) İnsana yaşamla ilgili deneyim kazandıran hikâyeler daha çok okunur.
- D) Hikâye anlatma yoluyla genç nesillerin eğitilmesi daha kolay olacaktır.
20. Anlatımın üçüncü kişi ağzından yapıldığı bazı metinlerde anlatıcı, okura kahramanın zihninden geçen düşünceleri aktarır. Aşağıdakilerden hangisi bu özellikleri yansıtan bir metindir?
- A) Yine bir bahar sabahı güneş, geçmiş zamanlardan kalma çitlembik ağaçlarının üstünden doğarken bahçenin kapısından içeri girdim. Birkaç adım yürüdüm. Yerlerde çimenler yeşermiş, sıska erik dalları pembe ve beyaz çiçeklerle örtülmüştü. Etrafıma bakınırken çocukluğumdaki o güzel günleri hatırladım.
- B) Muhsin Çelebi, geniş kemerli açık kapıdan girdi. Başı her zamanki gibi yukarıdaydı. Omuzları dik bir şekilde ilerledi. Kuşağından çıkardığı padişah mektubunu öptü. Başına koydu. Sonra altın tahtında oturan; sarmalarla, tuğlarla, sancaklarla çevrelenmiş Şah’a uzattı.
- C) Birdenbire durdu. Niçin, neden olduğunu bile bilmeden... İçinde bir şey durdurmuştu onu, ayaklarına asılmıştı. Dört bir yanından insanlar geçiyordu. Hepsinin aklında aynı kararsızlık vardı. Uzaklara dalgın dalgın bakan gözleri irileşiyordu. Nedense bir anda küçüldü gözleri, elleri terledi.
- D) Nuri Efendi kapının arkasından şemsiyesini aldı, yavaşça sokağa çıktı. Dört yol ağzına doğru yürüdü. Bir yanında bakkal, bir yanında bahçe duvarı vardı. Duvarın karşısındaki boş arsadan demir yolu görünüyordu. Bu boş arsada, yan yatmış bir bayram salıncağı duruyordu.