1. Aşağıda eski kitap ciltlerinde bulunan bazı bölümler tanımlanmıştır. Mıklep: Kitabın okunmakta olan yerini belli eden, ucu üçgenimsi, katlanabilir parça. Şemse: Kitabın ön ve arka kapağında bulunan dairevi süs. Salbek: Şemsenin iki ucundaki uzantı süs. Sırt: Formaların (Tek kâğıt tabaka üzerine basılan on altı sayfalık kitap parçası) bağlandığı bölümü örten kısım. Sertap: Mıklebi kitaba bağlayan ve kitabın ön kısmını muhafaza eden, mıklebe hareket kabiliyeti sağlayan bölüm. Bu açıklamalara göre, görselinde okla gösterilen alanlara aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

- A) Mıklep
- B) Sırt
- C) Sertap
- D) Salbek
2. Bu metinden Hulûsi Kentmen’le ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

- A) Sinema ile şöhret kazandığına
- B) Sanatın farklı dallarıyla uğraştığına
- C) Sanat hayatına sinema ile başladığına
- D) Filmlerinde benzer karakterleri canlandırdığına
3. Edison altmış yedi yaşındayken bütün hayatını adadığı atölyesi yanar. O sırada yanında bulunan oğlu, babasının tepkisinin ne olacağını merak eder. Edison, oğluna “Anneni çağır, o da bizimle beraber izlesin.” der. Ertesi sabah kahvaltıda ailesini toplar ve “Şu anda bütün hatalarımız yanmış durumda.” der. Edison bu olaydan üç hafta sonra ses kayıt sisteminin çekirdeğini oluşturan gramofonu icat eder. Bu olay, - - - - insan hayatındaki yerini göstermesi bakımından manidardır. Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) şefkatin
- B) alçak gönüllülüğün
- C) yardımseverliğin
- D) iyimserliğin
4. Rivayete göre önce eau admirable (hayranlık verici su), daha sonra da “eau de Cologne” (Köln suyu) adıyla pazarlanmaya başlanan kolonya ilk kez 1709 yılında üretilmiştir. İçeriğindeki maddelerin etkisiyle vücuttaki ısıyı çektiği için ferahlatıcı bir özelliğe sahip olan kolonya, ilk geliştirildiği yıllarda tıbbi amaçla kullanılmıştır. Ağız çalkalamada, yara temizlemede, kas ve eklem ağrılarının ovulmasında faydalanılmış, keskin kokusu sebebi ile bir ayıltıcı olarak çokça tercih edilmiştir. Osmanlı topraklarına girişi II. Abdülhamit Dönemi’nin ilk yıllarına rastlayan ve kozmetik ürünü olarak da kullanılan bu parfüm Türk geleneğinin, türlü şekerlemeler eşliğinde sunulan en gözde ikram ürünlerinden biri olmuştur. Bu parçada kolonya ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) İçeriğinde neler bulunduğuna
- B) Türk kültüründeki yerine
- C) Hangi isimlerle anıldığına
- D) Kullanım alanlarına
5. Bu haritada gösterilen güzergâh aşağıdaki tur programlarından hangisine ait olabilir?

- A) Nisan Ayı Tur Programı: Kapadokya’yı bu ayda gezmek için önce Nevşehir’in merkezindeki Damat İbrahim Paşa Külliyesi’ne gidilir, sonra Uçhisar’a geçilir. Ardından Kavak’ta çay molası verilir. Bundan sonraki duraklar sırasıyla Ortahisar ve Ürgüp’tür. Ürgüp’ten sonra sizi harika manzarasıyla Göreme karşılar. Göreme’yi gizli güzellikleriyle Çavuşin ve saklı kent Zelve izler. Tur programı, Kızılırmak sularının hayat verdiği Avanos’ta biter.
- B) Ağustos Ayı Tur Programı: Turumuz Nevşehir’de, Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nde başlayıp Kızılırmak üstüne kurulmuş, nefis manzaralı köprüsüyle ünlü Avanos’ta son bulur. Bu iki rota arasında ise sizi bambaşka ve harika mekânlar bekler. Nevşehir’in ardından Uçhisar gezilir. Sonrasında ise Kavak’a varılır. Kavak’ta verilen kısa bir fotoğraf molasının ardından sırasıyla Göreme ve Ürgüp gezilir. Çavuşin ve Zelve’ye de gidildikten sonra yolumuz Kızılırmak’a çıkar.
- C) Ocak Ayı Tur Programı: Her mevsimi ayrı güzel olan Kapadokya, kışın daha cazip bir hâle bürünür. Bu güzel dönemde bölgeyi görmek için önce Nevşehir’in merkezindeki tarihî alanlar gezilir. Bu tarihî alanlar gezildikten sonra Uçhisar’dan, karla kaplı masal diyarı Kapadokya izlenir. Göreme bu masal diyarının sonraki rotasıdır. Onu Ürgüp takip eder. Ürgüp de güzelliğini gösterdikten sonra sıra Çavuşin ve Zelve’ye gelir.
- D) Ekim Ayı Tur Programı: Turumuza ik olarak Kızılırmak kıyısındaki Avanos’ta yapacağımız kahvaltıyla başlarız. Çavuşin, diğer bir deyişle gizli güzellik, ikinci durağımızdır. Oradan sonbaharın sararttığı Zelve ve Göreme gezilir. Ürgüp türküsü eşliğinde Ürgüp’ün güzellikleri de görüldükten sonra Ortahisar’a uğranır. Ardından Kavak... Sonrasında Uçhisar’da nefis bir Kapadokya manzarası izlenir. Güneş batarken Nevşehir il merkezine ulaşılır.
6. Gazeteci: (I) - - - - Yazar: Ben İstanbul’un mütevazı bir mahallesinde doğdum. Hayalleri, özlemleri ve umutlarıyla yaşama bağlı insanların bulunduğu bir mahalle... Ne yazık ki buradaki insanlar acılarını, sevinçlerini kimseye duyuramıyorlardı. İşte ben, öykülerimle onların sesi olmak istedim. Gazeteci: (II) - - - - Yazar: O kadar çok ki hangisini söylesem bilemiyorum. Ancak gençliğimizde hem beni hem kuşağımızı etkilemiş bir yazar olan Rilke’nin “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eseri; yaşamı, doğayı, insan ilişkilerini oya gibi işleyen anlatımıyla bende ayrı bir yere sahiptir. Bu konuşmada boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangileri getirilmelidir?
- A) (I) Sizi yazmaya teşvik eden olay veya durum ne oldu?(II) Hayatınıza yön veren bir eser var mıdır?
- B) (I) İstanbul’un yoksul bir mahallesinde yaşamanız, yazarlığınızı nasıl etkiledi?(II) Çok tanınan ama sizi hayal kırıklığına uğratan bir yazar oldu mu?
- C) (I) Öykülerinizde karakterleri kurgularken nelere dikkat edersiniz?(II) Gençliğinizde sizi en çok etkileyen sanatçı kim olmuştu?
- D) (I) Eserlerinizde İstanbul’u anlatmanızın nedeni nedir?(II) Üslubunuzu belirlerken Rilke’den etkilendiniz mi?
7. Bugün çiçeklerin, ağaçların yüzü güldü. Benim de... Dört beş aylık ayrılıktan sonra “Merhaba!” dedi yağmur. Sabah kahvaltıda duydum şıpırtıyı. Çayımı kaptığım gibi fırladım balkona. Gerçekten yağıyor. Gök yarı güneşli... Her zamanki gibi değil yağış. “Hadi, biraz daha!” diyorum içimden. Islattı epey. Beni, bahçeyi... Tozları yıkadı. Şimdi pırıl pırıl her yer. Bu metnin anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Karşılaştırma
- B) Mecazlı söyleyiş
- C) Farklı duyularla ilgili ayrıntılar
- D) Abartma
8. Nitelik ve nicelik bakımından çok iyi bir okur kitlesine sahip olduğumu düşünüyorum. Beni okuyanlar, gündelik ve edebiyat dışı okumalardan uzak duranlardır. Sıradan değildir onlar; kitap değil, yazar okumayı öğrenmişlerdir. Böyle bir okur kitlesini hak ettiğime inanıyorum çünkükalemimin ucunu gelgeç modalar için yontmadım. Bu parçadaki altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Eseri geçici beğenilere göre oluşturmamak
- B) Herhangi bir sanat anlayışına bağlı olmamak
- C) Yapıtı geleceğe taşıyacak unsurlara önem vermemek
- D) Metni oluştururken okurun beklentilerini gözetmemek
9. Bir bilgi yarışmasına katılacak olan Ayşe, Beril, Cemil ve Demir’in iki hafta boyunca günde kaç saat çalıştıkları belirlenmiş ve her birinin çalışma süresi grafik üzerinde gösterilmiştir. Öğrencilerin çalışma sürelerine ilişkin şunlar bilinmektedir: • Ayşe: Her iki haftada da en fazla ve en az çalıştığı günler aynıdır. • Beril: Haftanın her günü; birinci hafta, ikinci haftadan daha fazla çalışmıştır. • Cemil: Çalışma saatleri, birinci hafta gün geçtikçe azalırken ikinci hafta gün geçtikçe artmıştır. • Demir: Her iki haftada da hafta sonları, hafta içindeki günlere göre daha az çalışmıştır. Buna göre aşağıdaki grafiklerin hangisi sözü edilen öğrencilerden herhangi birine ait değildir?
10. Aynı sözcükler kullanılarak oluşturulan söz öbekleri ve birleşik sözcüklerin bitişik mi, ayrı mı yazıldığına karar vermek için cümlede hangi anlamda kullanıldığına bakılır. Örneğin “yer” ve “altı” sözcüklerinin birleşmesiyle oluşan yapılar, hem “yerin altı (yer altı)” hem de “gizli ve yasa dışı (yeraltı)” anlamlarını sağlar. Bu kullanımlardan ilki (yer altı), anlamsal açıdan şeffaflık taşıdığından söz öbeği işlevindedir ve ayrı yazılmalıdır. Ancak anlamsal şeffaflığın bulunmadığı ikinci durumda sözcük (yeraltı), farklı bir kavramı karşılar hâle geldiği için yeni bir sözcük olarak değerlendirilmeli ve bitişik yazılmalıdır. Bu metne göre aşağıdakilerin cümlelerin hangisinde bir yazım yanlışı yapılmıştır?
- A) Büyük bir maharetle attığı topun kaleye girmesine bıçaksırtı kalmıştı.
- B) Kendisine çok iyi bakacağımı, isterse sağ kolum olabileceğini söyledim.
- C) Gözlerini açar açmaz, baş ucunda bekleyenlere gülümsemeyi ihmal etmedi.
- D) Müzenin kurulmasına önayak olan sanatçılarımıza, katkılarından dolayı minnettarız
11. 1. hak ettiği 2. insanların düşünce dünyasını 3. beslemektedir 4. ilgiyi görmese de 5. yüzyıllardır 6. kitaplar Numaralanmış sözcük ve söz öbeklerinden kurallı ve anlamlı bir cümle oluşturulduğunda sıralama aşağıdakilerden hangisi olur?
- A) 6 – 1 – 4 – 5 – 2 – 3
- B) 6 – 4 – 1 – 2 – 5 – 3
- C) 4 – 6 – 2 – 3 – 1 – 5
- D) 4 – 6 – 1 – 3 – 2 – 5
12. Kişileştirme sanatı, insan dışındaki varlıklara insan özelliklerinin aktarılmasıyla yapılır. Aşağıdaki dizelerin hangisinde bu açıklamaya örnek olabilecek bir kullanım vardır?
- A) Arzusun çektiğim Beserek DağıElvan elvan çiçeklerin açtı mı?
- B) Sen bir ceylan olsan ben de bir avcıAvlasam çöllerde saz ile seni
- C) Kar suyundan süzen çeşme göl olmazGül dikende biter diken gül olmaz
- D) Dost dost diye nicesine sarıldımBenim sadık yârim kara topraktır
13. Bir yaz günü idi. Galiba temmuz. Teyzemin Kanlıca’ da oturan kızı, küçük oğlu Ali ile beraber bize misafir gelmişti. Büyükler, ninemin odasına çekildiler. İki üç yaş kadar küçüğüm olan Ali ile ben de soluğu doğru sokakta aldık. Vapur iskelesi bitişik, deniz önümde, bana karışacak kimseler uzak. Bahçe her yaramazlığa müsait, havuzun içi kırmızı balık dolu. O güzel günü unutmak ne mümkün! Bu parça aşağıdaki metin türlerinden hangisine örnektir?
- A) Deneme
- B) Anı
- C) Makale
- D) Biyografi
14. Bu metinde aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Karşılaştırma
- B) Tanık gösterme
- C) Benzetme
- D) Tanımlama
15. Yer, şart, durum fark etmez; nerede olursa olsun, konu ne olursa olsun fark etmez. Onun dizeleri hemen ben buradayım der. Her yerde tanırım onları. O, şiirlerini bir başkası gibi değil, bizatihi kendi gibi yazar. Kendi dili her zaman ben buradayım der. Sözcükler onun eserlerinde dile gelir ve söylemek istediklerini döker tek tek kâğıda. İşte böyle ortaya çıkar onun gerçek bir şair olduğu. Bu metinde, sözü edilen şairin hangi özelliği vurgulanmıştır?
- A) Özgünlüğü
- B) Özlülüğü
- C) Yalınlığı
- D) İçtenliği
16. Aşağıdaki görselle ilgili yazılmış aşağıdaki metinlerden hangisinin anlatım biçimi diğerlerinden farklıdır?

- A) Stetoskop, vücut içindeki sesleri dinlemeye yarar. Tıbbi bir cihazdır. Hekimler vücut içindeki seslerin normal olup olmadığını bu alet sayesinde anlayabilirler. Her doktorun boynunda asılı halde görebileceğiniz stetoskoplar, oldukça pratik ve işe yarar bir alettir.
- B) Stetoskobun tarihi, İyonyalı hekim Hipokrat’ın kalp seslerini dinlemesi ile başlamıştır. Stetoskobun günümüzdeki haline gelmesi için çok çeşitli malzemeler ve farklı yöntemler denenmiştir. İlk stetoskop 35 mm çapında tahta bir silindirden yapılmıştır. Bu malzeme ile kalp atışı sesleri, tüplere göre daha net bir şekilde duyulabilmiştir.
- C) Stetoskop genelde diyafram, tüp (elastik boru) ve kulaklık olmak üzere üç ana kısımdan meydana gelir. Bazı çeşitlerinde ayrıca çan denilen ve düşük düzeydeki sesleri yükseltmeye yarayan bir kısım da bulunur. Diyafram, dinlenmek istenen bölgeye değdirilen ve stetoskobun tüp kısmının ucunda bulunan, yassı koni şeklinde bir parçadır. Bu parçanın içinde ortamdan yalıtılmış ince bir zar vardır.
- D) Doktor, sedye ile içeri getirilen yaralının bileğini tutarak nabzını ölçtü. Nabız iyiydi. Ancak yaralı nefes almakta zorlanıyordu. Boynundaki stetoskopla yaralının ciğerini dinleyen doktor telaşlandı. Birkaç kontrolden sonra yaralının hemen ameliyat masasına alınmasını istedi.
17. Atardamarın içindeki kanın, atardamarın iç yüzeyine yaptığı basınca “tansiyon” denir. Kalp, kasıldığında atardamarlara kan pompalar; bu sırada kanın, damarın iç yüzeyine yaptığı basınç büyük tansiyonu(sistolik) meydana getirir. Kalp kası gevşediğinde ise kanın damardaki basıncı azalır ancak bitmez. Bu esnadaki kan basıncı ise küçük tansiyonu(diastolik) meydana getirir. İdeal tansiyon değerleri kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama değer olarak büyük tansiyonun 120-130, küçük tansiyonun ise 70-90 mmHg arasında olması normal kabul edilir. Tansiyon değerlerinin 140/90 mmHg nin üzerinde olması hipertansiyon(yüksek tansiyon) olarak, 100/70mmHgnin altındaki değerler ise hipotansiyon(düşük tansiyon) olarak değerlendirilir. Yüksek tansiyona sarımsak, ceviz, limon, zeytin yaprağı, biberiye, kimyon iyi gelir; tansiyonu düşürür. Düşük tansiyona ise tuz, bol su, kahve, üzüm, fesleğen, meyan kökü iyi gelir; tansiyonu yükseltir. Yukarıdaki görseldeki tansiyon değerine sahip olan kişinin acilen aşağıdakilerden hangisini yemesi gerekir?

- A) Tuz
- B) Üzüm
- C) Meyan kökü
- D) Sarımsak
18. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde “çekmek” kelimesi gerçek anlamda kullanılmıştır?
- A) Zincirleme kaza sonucu kapanan yol, araçların otoyoldan çekilmesiyle açıldı.
- B) Bu derdi çeken bilir.
- C) Çektiği fotoğrafla liseler arası yarışmada birincilik ödülü aldı.
- D) Çekmedi hayatında hiçbir şeyden, nasırından çektiği kadar.
19. İnsanoğlu mutluluğu hep başkalarında aramıştır. Daha doğrusu başkalarında var olanlarda. Eğer başkalarında var olanlar kendisinde de olsaymış mutlu olacakmış. Öyleyse bu, hiçbir zaman mutlu olunamaz demektir. Oysa mutluluk kişinin kendisinde var olanı fark edebilmesindedir. Kişi bir fark edebilse kendisindekileri ve dünya üzerinde ne kadar çok insanın bunlardan mahrum bulunduğunu, işte o zaman kalbi huzura erer. Sahip olduklarımız konusunda bizden daha fazlasına sahip olanlara dikkat kesilmek ve bununla ilgilenmek mutsuzluğun önemli bir sebebidir. Yukarıdaki metinden aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) İnsanın mutlu olabilmesi için sahip olduklarının kıymetini bilmesi gerekir.
- B) Mutlu olmanın yöntemi daha fazlasını elde etmek için çabalamaktır.
- C) İnsanın sahip oldukları mutlu olmasına yeterlidir.
- D) Başkalarının sahip olduklarına dikkat etmek insanda mutsuzluğa neden olabilir.
20. “Tutmak” kelimesi aşağıdakilerin hangisinde bu görseldeki anlamıyla kullanılmıştır?

- A) Arkasında tuttuğu gülü birden annesine uzatıverdi.
- B) Nicedir Üsküdar’dan bir daire tutmak istiyordu.
- C) Bu vahşi hayvanı hiçbir kafeste tutmak mümkün değildir.
- D) Haber gelene kadar kervan Bağdat’ın yolunu tutmuştu.