1.
Aldığı eklerle fiil özelliğini tamamen kaybedip cümlede isim,sıfat ya da zarf görevinde kullanılan sözcüklere “fiilimsi” denir. Her sabah aynı kapıyı aynı şekilde ......................... yoruldum. Karşılarına ......................... ilk kapının önünde durdular. Evin avlusundan sokağa ......................... çıktım. Bu cümlelerde boş bırakılan yerlere getirilecek “ isim-fiil, sıfat-fiil, zarf-fiil” hangi seçenekte doğru verilmiştir?
A)
açmaya - gelen - erkenden
B)
açarken - gelip - bakınca
C)
açmaktan - çıkan - koşarak
D)
açınca - bakıp - görüp
2.
Benzeyen: Özellikçe zayıf olan Kendisine benzetilen: Özellikçe güçlü olan “Cennet vatan” örneğinde cennet, kendisine benzetilen; vatan, benzeyen olarak kullanılmıştır. Tarihin dilinden düşmez bu destan, Nehirler gazidir, dağlar kahraman, Her taşı bir yakut olan bu vatan, Can verme sırrına erenlerindir... Şiirde yer verilen benzetmelerle ilgili seçeneklerdeki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A)
”Tarihin dilinden düşmez bu destan” dizesinde tarih insana benzetilmiştir.
B)
Nehirler gaziye benzetildiği için “nehir” benzeyen unsurudur.
C)
Vatanın her bir taşı yakuta benzetildiğinden “yakut” kendisine benzetilendir.
D)
Dağlar kahramana benzetilmiş böylelikle benzetme sanatından yararlanılmıştır.
3.
• Arka arkaya sıralandıkları için virgülle veya çizgiyle ayrılan rakamlardan yalnızca sonuncu rakamdan sonra nokta konur. • Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adlarından önce ve sonra nokta kullanılmaz. • Dört ve dörtten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur. • Kitap, dergi vb.nin künyelerinin sonuna konur. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde verilen kurallara uygun bir kullanım bulunmaktadır?
A)
Yarışmadan kazandığı 564.574.3 lirayı ülkedeki tüm sivil toplum kuruluşlarına verdi.
B)
19 Nisan. 1990 tarihinde Ankara’nın Etimesgut ilçesinde dünyaya geldi.
C)
XII. – XIV. yüzyıllar arasında yapılmış araştırmalar dünyayı derinden etkilemiştir
D)
Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK Yayınları, Ankara, 1960.
4.
Beyza, İsmail, Sefa, Serap, Volkan ve Zeliha isimli öğrenciler ilkbahar ve yaz aylarını kapsayan süreçte yüzme kursuna gideceklerdir. Bu öğrencilerin kursa ne zaman gidecekleri ile ilgili bilinenler şunlardır: • Her öğrenci farklı aylarda kursa gidecektir. • Sefa ve Beyza aynı mevsimde ve birbirini takip eden aylarda kursa gidecektir. • İsmail ve Serap aynı mevsimde ancak arka arkaya gelmeyen aylarda kursa gidecektir. • Zeliha kursa yaz mevsiminin ilk ayında gidecektir. Verilenlere bilgilere göre aşağıdakilerden hangisini kesinlikle doğrudur?
A)
Beyza temmuz ayında kursa gidecektir
B)
Volkan nisan ayında kursa gidecektir
C)
Sefa ağustos ayında kursa gidecektir
D)
Serap mart ayında kursa gidecektir
5.
Öyküleme ve betimleme sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavramdır. Betimleme, durağan bir fotoğraf karesini anlatırken öyküleme, videodaki gibi hareket halindeki varlıkları süreç halinde anlatır. Verilen bilgiye göre hangisinde farklı bir kavram örneklendirilmiştir?
A)
Kapının karşısına gelen duvarın önü mutfak. Yani bir ocak, bir büyükçe kuzineli soba, sobanın üzerinde iki büyük yemek tenceresi, çay demliği, raflarda bakır kaplar, su küpü, testiler, bir yanda el yıkamak için bir lavabo, üzerinde musluklu gaz tenekesinden yapılıp duvara raptedilmiş su haznesi…
B)
Han, dikdörtgen bir oda. Epeyce büyük olduğundan birkaç tomruk ile tavana destek verilmiş. Tavan tahtaları, duvarlar yılların isiyle, dumanıyla kapkara. Duvarlardan birinde sararıp solmuş bir BCG aşısı afişi, ötekinde kirli bir ayna. Aynanın yanında Mareşal Fevzi Çakmak’ın çerçeveli bir fotoğrafı.
C)
Köşede tahta bir tezgâh ve bu tezgâha doksan derece dayanmış başka bir tezgâh duvarın önünü kesiyor. O duvar da yarı yarıya rafla kaplı. Orak, tırpan, urgan, DDT sandığı bir nevi ufak çaplı nalburiye. Onlara bitişik raflarda manifatura, kaput bezi, basma topları, yazmalar, tülbentler…
D)
Otobüsten en son inen hasta karısını sırtında taşıyan köylü, doğruca hana girer ve duvarın dibini boydan boya kaplayan tahta kerevetlerden birisine karısını oturtur. Su getirip karısının yüzünü yıkar, bir iki lokma bir şey yer diye. Ama kadın kerevete uzanır ve “ Sen ye, benim hiç iştahım yok.” der
6.
(I) Hayatta kazanılan bütün tecrübeler geleceğe yön veren kuvvetli bir ışıktır. (II) Gökyüzünden düşerek konacağı yeri bilmeyen bir kar tanesidir. (III) Güzel bir filmin müziğine imza atmak isteyen müzisyen, en az filmin yönetmeni kadar çalışmalıdır. (IV) İlgi çekici ve sürükleyici konuları bütünleştirerek sunmasını en iyi bilenler, sanatçılardır. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangileri ögelerinin sıralanışı yönünden benzerlik göstermektedir?
7.
Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için başına ve sonuna kısa çizgi ya da virgül konur. Virgül ve kısa çizgiyle ilgili olarak verilen kurala uygun olmayan kullanım aşağıdakilerden hangisidir?
A)
Zemin bu kadar koyu bir kırmızıya dönüşünce, bir an için de olsa, belirginliğini yitiriverdi sivilceleri
B)
Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu.
C)
Uzun, yorucu ve karanlık bir gecenin ardından, sabahın ilk ışıklarıyla derin bir uykuya daldı.
D)
Ömer Seyfettin -edebiyatımızın en güçlü öykücüsü- eserlerinde yaşadığı topluma yabancı kalmamıştır.
8.
I. Ayırmak, tahsis etmek II. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak III. Bir aygıtı, düzeneği çalıştırmak “Açmak” sözcüğü aşağıdaki cümlelerin hangisinde numaralandırılmış anlamlarından herhangi biriyle kullanılmamıştır?
A)
Babam mutfak lavabosunu uzun uğraşlar sonucunda açtı.
B)
Yurt dışından gelen turiste otelin üst katında oda açıldı.
C)
Bizim evde sadece akşamları belirli saatlerde televizyon açılır.
D)
Yönetim kararıyla havuz yapımı için sitede alan açıldı.
9.
Ne kadar düzensiz olsam da annem beni hep tatlı dille uyarırdı. Hayal ettiği işe giremediğim zaman bile bana korkmamam, yılmamam gerektiğini söyleyip yanaklarımdan öpmüştü. İstediği ne varsa yapamadım ama o bir şefkat meleği gibi yanımda durup bu hayatta mutlaka başaracağımı söyledi. Ben yıldıkça, düştükçe o tüm gücüyle beni kaldırmaya ve çabalama iradesi vermeye çalıştı. İnsan hiç kızmaz mı, asık suratlı olmaz mı, sinirlenmez mi? İşte benim annem hep tebessümleriyle bana bu hayatta yol gösterdi. Yukarıda bahsi geçen anne, aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?
10.
Cumhuriyet edebiyatımızın güçlü öykücülerindendir. Adapazarı’nda doğdu. 1906 yılında ilköğrenimini doğduğu kentte, orta öğrenimini ise İstanbul Erkek Lisesinde tamamladı. Edebiyat fakültesinden mezun olunca ekonomi eğitimi için İsviçre’ye gitti. Öykülerinde çoğunlukla balıkçılar, yoksullar, halk yer almıştır. Sarnıç, Semaver, Mahalle Kahvesi önemli öyküleridir. Yukarıdaki metinden hareketle biyografi türüyle ilgili hangi çıkarımda bulunulamaz?
A)
Yazar, öznel ifadelerle anlatılmıştır.
B)
Yazarın yaşamı III. kişinin ağzından aktarılmıştır
C)
Yazar, kendi yaşamını kaleme alarak anlatmıştır
D)
Yazarla ile ilgili anlatılanlar hatırlandığı kadarıyla ele alınmıştır.
11.
İnsanlarla geçinmeyi kolaylaştıran önemli bir nokta, onların duygularını anlamaya gayret göstermektir. Kendimizi onun yerine koyabilmek, her daim mantığımızla hareket etmekten daha iyidir. İnsanın mantığıyla beraber bir de duygu dünyası vardır. Ama çoğu zaman karşımızdakini mantığımızla yargılar, duyguları pek hesaba katmayız. Hâlbuki sağlıklı davranışların temelinde duygu ve düşünce ortaklığı bulunmaktadır. Yazar bu metinde insanlarla iyi geçinmek için neyin öneminden bahsetmektedir?
A)
İyi bir dinleyici olmak
B)
Ön yargılardan uzaklaşmak
C)
Aynı duyguyu hissederek yaklaşmak
D)
Kavgacı tutumdan kaçınmak
12.
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “kişinin yargıya varırken bir deneyime sahip olduğu” anlamı vardır?
A)
Kolinin ağır olduğunu anlamak için beş dakika yetti de arttı.
B)
Bu çocuktan daha çalışkan birini tanıyacağımı sanmıyorum.
C)
Her ayrıntıyı planladığı için problem çıkmayacağını düşünüyordu.
D)
Dengeli beslendiği ve düzenli spor yaptığı her halinden belliydi.
13.
Steve Goodier, “Termostat ve termometre arasında fark vardır.”der. Termometre sıcaklık ölçer ama yaptığı ölçüm ile ilgili hiçbir şey yapmaz. Oysa termostat sıcaklığı ölçmekle kalmaz, ona göre tepki verir; sıcaklık yüksekse ısıtma işlemine son verir; sıcaklık düşükse ısıtma işlemini yeniden başlatır. İnsanlar da böyledir, kimi termostat kimi termometre… Aşağıda verilen metinlerin hangisinde bu iki insan tipine örnek verilmiştir?
A)
Eski zamanlarda bir kral, saraya giden yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuş. Bakalım neler olmuş? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervansaraycıları, saray görevlileri birer birer gelmiş ve hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girmiş.
B)
Uzak bir coğrafyada, kayıp bir şehri arayan arkeologlar şehre bir an önce ulaşmak için acele ederler. Onlara bölgenin yerli halkı eşlik eder. Arkeologlar bir ara yerli halkın durduğunu görürler. Aceleyle yanlarına gidip çabuk olmaları gerektiğini söylerler. Arkeologlardan biri, yerli halktan birine neden durduklarını sorar, yerli:”Bu iş aceleye gelmez.”der.
C)
Bir firma Afrika’ya iki ayakkabı satıcısı göndermiş. Biri, iki gün sonra telefon açmış:” Patron beni buraya neden gönderdiniz ki burada kimse ayakkabı giymiyor .” Hemen arkasından diğeri aramış : “Patron burada kimsenin ayakkabısı yok, burada inanılmaz bir pazar var, çabuk bana ayakkabı yollayın.” demiş.
D)
Bir tüccar “mutluluğun sırrını “ öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı, uzun bir yolculuktan sonra bilgenin yanına ulaşmış. Bilge delikanlının eline bir kaşık yağ verip evi dolaşmasını, daha sonra yanına tekrar gelmesini istemiş. Delikanlı tüm evi dolaşıp yeniden bilgenin yanına gitmiş. Genç, dolaşmış ama kaşıktaki yağ bu gezide dökülmüş. Bilge, gence mutluluğun sırrı olarak “mutluluk, dünyadaki bütün güzellikleri görebilmektir ama kaşıktaki yağı da dökmeden.” demiş.
14.
I. Dengesini yitirerek yere serilmek, devrilmek, yıkılmak II. Aşırı ilgi ya da sevgi göstermek III. Yerinde olmak, yakışık almak, uygun olmak IV. Görevi, ödevi ya da yetkisi içinde bulunmak “Düşmek” sözcüğü hangi seçenekte yukarıdaki anlamlarından biriyle kullanılmamıştır?
A)
Tek çocuk olduğundan ailesi üzerine çok düşüyor.
B)
İş bulabilmenin umuduyla düştü gurbet yollarına.
C)
Asırlık çınar birkaç balta darbesiyle yerlere düştü.
D)
Yıllardır küs olan iki kardeşi barıştırma işi sana düşer.
15.
“Hata yapmaktan korkmayın. Ancak, silginiz kaleminizden önce tükeniyorsa hatalardan korkmalısınız.” Bu sözle asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A)
Başarıya ulaşma yolunda yapılan yanlış ne kadar azsa başarıya o kadar kısa zamanda ulaşılır.
B)
Yanlışların sayısı başarıya giden yolda engel oluşturacak kadar çoksa dikkatli olunmalıdır.
C)
Hata yapmaktan korkulursa ulaşılmak istenen hedefe asla zamanında ulaşılamaz.
D)
Amaca giden yolda hatalar birer yol gösterici olarak kabul edilirse ancak başarıya ulaşılır.
16.
Leitmotiv, edebiyata müzik alanından geçen bir kavram. Esası, bir müzik parçasının tekrarlanan nakaratıdır. Edebiyatta, özellikle roman sanatında rağbet gören teknik bir unsurdur. Romanın değişik bölümlerinde, çeşitli vesilelerle tekrarlanan ifade kalıbıdır. Peyami Safa’nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”nda Nüzhet’in kahkahaları, “Yalnızız” romanında “çay iç” cümlesi, Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” romanında Olric’in “efendim” sözü birer leitmotiv örnekleridir. Metinde düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine yer verilmiştir?
B)
Tanımlama - karşılaştırma
C)
Tanımlama - tanık gösterme
D)
Örnekleme - tanık gösterme
17.
“Cümlede dolaylı tümleç (yer tamlayıcısı) görevindeki sözler yüklemi çeşitli yönlerden tamamlar. Cümlede dolaylı tümleci bulmaya yarayan soruların ortak özelliği “-e, -de, -den” hal eklerini almasıdır.” Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “araba” sözcüğü dolaylı tümleç göreviyle kullanılmıştır?
A)
Gelişmiş ülke demek fakirlerin bile arabaya bindiği ülke demek değildir.
B)
Ömür denen bu uzun yolda tekerleri dört köşe bir arabaya bindirdiler bizi.
C)
Klasik arabalara merakım olduğu için gezeceğim müze beni çok heyecanlandırdı.
D)
Ne bir arabanın ne de bir trenin uğradığı en kalabalık şehirdir uzaklar.
18.
Geçip gitmiş olsa da zaman, gitmiyor kalbimizden o güzel çocukluk yıllarından geriye kalan. Unuttuk mu? Çocuktuk ve her şeyin çılgın, oyuna gelir bir tarafı vardı o zaman! Kâğıt parçalarını kat kat katlar; kâğıttan uçaklar, kayıklar, kuşlar, patlangaçlar yapardık. O kâğıttan uçakları atar, havada kuşlar gibi süzülüp gitmelerini izlerdik. Su birikintilerinde yüzdürürdük boy boy kayıkları, sudaki aksimizden gökyüzüne bakardık. Kuşlarımızı gökyüzünün kuşlarına ekler, sevinir, coşardık. Birkaç parça kâğıttan, bir dünya çıkarırdık, bir sürü tadına doyulmaz oyun... Şimdi yeni zamanlarda, anlayamadığımız, bilemediğimiz, adını koyamadığımız bir oyunsuzluğu oynuyor çocuklar. Parmaklarını tuşlarla kelepçeliyor, gözlerini ekranlarla kilitliyorlar. Başkalarınca tasarlanmış, tarifi yapılmış, içine kılavuzu konmuş paket eğlencelerin ellerine teslim ettik çocuklarımızı. Büyüyorlar, büyüyecekler ardı ardına... Ve çocuklarımıza reva gördüğümüz bu oyunsuzluk, herkesi saran bir hayatsızlık olarak çıkacak karşımıza! Bu parçanın yazarıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
A)
Çocukların oyun oynamasının gelecekte herkesi etkileyen sonuçları olacağını belirtilmektedir.
B)
Günümüz çocuklarının kendi hayal güçlerini kullanamamalarına üzülmektedir.
C)
Yazar mutlu bir çocukluk geçirdiği için eski günlere özlem duymaktadır.
D)
Eskiyle yeniyi kıyaslayıp günümüz çocuklarının oyuncak ve oyunlarına imrenmektedir.
19.
Batuhan, Berke, Çetin, Efe, Furkan ve Yunus aldıkları pazar yerinde pazarcılık yapacaklardır. Bu pazar işiyle ilgili bilinenler şunlardır: • Pazarda meyve, yeşillik ve soğan-patates olmak üzere üç tezgâh bulunmaktadır ve her tezgâhta iki kişi yer almaktadır. • Berke ve Efe farklı tezgâhlardadır. • Batuhan, yeşillik tezgâhındadır, Çetin ve Efe’den farklı tezgâhtadır. • Yunus meyve tezgâhındadır. • Çetin ve Furkan farklı tezgâhlardadır. Bu bilgilere göre aşağıdakilerden hangisi Yunus’la aynı tezgâhtadır?
20.
Bir komşusuyla sohbet ederken komşusunun başka bir komşusu ile küçük sebeplerle birbirlerine kırıldıklarını öğrenen Nazire Hanım ona bir dergide rastladığı şu yazıyı okur: “İnanamıyorum! Nasıl bu kadar düşüncesizce bir şey yapabildim?” Bu sözleri söylemek için pek çok fırsatımız olur. Yanmış ekmek, kağıtlardaki kahve lekesi, çalar saate rağmen uyanmamak, çarpılan ayak parmağı, otoyolda kaçırılan çıkışlar... Arada bir yanlış yapmak insan doğasında vardır. Kimse mükemmel değildir ve bunu hepimiz gün içinde ispatlarız. Bir dahaki sefere bir başkasının yanlışına gülmeden önce bunu hatırlamaya çalışın. Siz de, ne zaman işe birbirinden farklı çoraplar giyip gideceğinizi bilemezsiniz. Nazire Hanım bu yazıyı dinleyen komşusunun hangi genel yargıya ulaşmasını beklemektedir?
A)
Her insanın zaman zaman hatalar yapmasının doğal olduğunu kabul etmek gerekir.
B)
Komşular arasında böyle küçük kırgınlıkların yaşanması normal görülmelidir.
C)
Kimse mükemmel değildir bu yüzden insanlar kendilerini sürekli suçlamamalıdır.
D)
Hata yapan her insanın ikinci bir şansı hak edeceği unutulmamalıdır.