1. Erken uyandım. Perdeyi araladım, apak ortalık. Kar yağmış gece. Sevindim. Soğuğu sever miyim? Yooo! Korkarım soğuktan, kaçarım. Yaşlıyım, yıllardır kocamış bir kişiyim; ateşi eksilmiş vücudumu güneşin ateşiyle ısıtmak isterim. Gene de, kış ayları geldi mi içim diliyor kar görmeyi. Bekliyor da onun için. Beklediğiniz olmadı mı şaşırıveriyorsunuz. "Yoksa değişti mi dünya? Değişti mi doğanın yasaları?" diyorsunuz da sendeler gibi oluyorsunuz. Oysa ---- Bu parçayı düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle sürdürmek uygun olur?
- A) doğanın yasalarını bir bilim adamı gibi incelemek istiyorum.
- B) kış mevsimini ne çok beklerdim, soğuğu iliklerimde hissetmek için.
- C) ben bu değişimin içinde olmaktan korkuyorum.
- D) tepede güneşin parlamasını, beni ısıtmasını da isterdim.
- E) değişen bir şey yok, sadece doğaya karşı duyarsız dünya dolusu insan var.
2. Victor Hugo'nun büyük bir ozan olduğunu söyleyebilirim; güzel, iyi işlenmiş dizeleri dizer arka arkaya. Abdülhak Hamit beceremez onu, bir tek güzel dizesi yoktur, diyebiliriz; varsa da pek azdır. Büyük değildir Hamit, büyük göstermek ister kendini. Oyunda büyüğe çıkmış ufacık bir ozan. Hugo, dilini işlemiş, Fransız diliyle pürüzsüz biçimler kurmuştur. Hani Hamit'te öyle dizeler? Hamit, sanatın önce biçim kaygısı olduğunu bile anlayamamış. ---- Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) Gelişigüzel yazmıştır yazdıklarını
- B) Başka şairlerin dilini incelememiştir
- C) Şiirlerinde sanatlı bir dil kullanmıştır
- D) Batılı nazım biçimlerini kullanmıştır
- E) Oyunlarının dili dizelerinden daha işlidir
3. Büyük şehirlerde yaşamayı istemem ama büyük şehirleri ara sıra ziyaret etmeyi isterim. Ankara'ya ya da lstanbul'a gittiğimde nedense uzun süre buralarda kalamıyorum; açıkçası dayanamıyorum. Kalabalık içerisinde bir yalnızlık duygusu yaşıyorum. ---- Parçanın akışına göre, bu paragrafın sonuna aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?
- A) Ankara ve İstanbul'a ara sıra uğrayıp nefes alıyorum.
- B) Nedense kalabalık ortamlarda rahat edemiyorum.
- C) Hava kirliliği ve trafik sorunları beni kötü etkiliyor.
- D) Sıkıntımı giderecek bir iş bulmakta zorlanıyorum.
- E) Yalnızlık.çeken insanlardan biri de benim.
4. Nasıl ki güneş ve ay, deniz ve kara birbirine pek yaklaşmazsa bize düşen birbirimize yaklaşmak değildir. Amacımız birbirimizi tanımak, karşımızdakini nasılsa öyle, yani kendi karşıtı ve kendini bütünleyen parça gözüyle görmek ve böyle biri kimliğiyle ona saygı duymaktır.---- Bu paragraf aşağıdakilerin hangisiyle devam ederse anlamca bir bütünlük sağlanmış olur?
- A) Dünya barışını sağlamanın yolu da buradan geçer.
- B) Doğadaki her şey de böyledir.
- C) Çünkü saygı duymayan bir insan düşünülemez.
- D) Zaten hepimiz birbirimizden farklıyız.
- E) Başka türlü çıkarlarımızı koruyamayız.
5. İnsanoğlu, yaşamının her bölümünde aynı kalmaz. Kimi zaman hırslanır, kimi zaman uslanır; kimi zaman kazanır, kimi zaman kaybeder; kimi zaman ağlar, kimi zaman güler --- Bu parçanın paragrafın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilemez?
- A) İnsanın hayatı, birtakım iniş çıkışlarla doludur.
- B) Demek ki, değişkenlik diye bir durum söz konusu değildir.
- C) İnsan bu, ne zaman ne yapacağı hiç belli olmaz.
- D) Bugün güçlü olan, yarın güçsüz olabilir.
- E) Hayat insan için sürprizlerle doludur.
6. Mizah yazarları ne yazarlarsa yazsınlar, yazılarına koydukları başlıklar ve yazılarının konuları bir bahaneden başka şey değildir; gerçekte hepsinin de ele aldığı tek bir konu vardır: İnsan yaşamının acayip hüznü ve sefaleti. Ama yine de acınacak yaşamın öylesine güzel, öylesine nefis bir şey oluşundan duyulan hayret... Sonuçta anlıyoruz ki ---- Bu parça aşağıdakilerin hangisiyle sürdürülebilir?
- A) Trajedi ve mizah birbirine karşıt şeyler değildir.
- B) Mizah toplumun sadece bir kesimine aittir.
- C) Mizahın kaynağı insandır.
- D) Mizah yazarları hayatı komik hale getirmeye çalışırlar.
- E) Yaşamın temel ihtiyaçlarından biri de mizahtır.
7. Otuz yaşında bir insanım. Kendimi bildim bileli gazete okur, televizyon izlerim ve kendimi bildim bileli, şu dünyada barış ortamının sağlandığına tanıklık etmedim. Hiçbir zaman "Oh be, bugün savaş ve gözyaşı yok." diyemedim. Ne zaman gazete okusam ya da televizyon izlesem, yine birçok olumsuzlukla karşılaşıyorum: Orta Doğu sorunu, Ermeni sorunu, Kürt sorunu, Şark meselesi, Filistin-İsrail. .. Düşüncenin akışına göre, bu paragrafın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilemez?
- A) Bu sorunları ancak liderler çözebilir.
- B) Kısacası, bu dünyanın huzuru kaçmış.
- C) Dünya var oldukça bu sorunlar da var olacak.
- D) Savaşların biteceği, gözyaşının duracağı yok.
- E) Sorunların ardı arkası gelmiyor.
8. Aşağıdakilerden hangisi bir paragrafın sonuç cümlesi olamaz?
- A) Şiir, bir eğitim alanı olmaktan çok, bir ruh ve yetenek işidir.
- B) Demek ki çocuğun eğitiminde aile ve okul işbirliği içinde olmalıdır.
- C) Sonuç olarak, şiirin çağrıştırdıkları okuyucuya geniş bir yorum alanı kazandırır.
- D) Yani, sanatçının görevi birey-toplum çatışmasını dile getirmektir.
- E) Kısacası sanat, gümüş gökyüzünü altın yeryüzüne bağlayan kuşaktır.
9. Son iki üç senedir şiddet çok ilgimi çekiyor. Ondan önce daha kendi dertleriyle ilgili bir insandım. Belki kendi dertlerimi hallettiğini için artık başka dertlerle uğraşma zamanım gelmiş olabilir. Bir de bu şiddet çok acayip bir şey. Okudukça baktıkça daha çok dikkatini çekiyor insanın. Sadece bir dayak, bir cinayet, bir savaş şiddet değildir. Doğanın içine etmemiz de bir şiddettir. Ya da dostluklar içinde küçük küçük şiddetlerimiz vardır. En okumuş, en eğitimli insanın da, en cahil insanın da .. Şiddetle çok iç içe yaşıyoruz. O yüzden ben antenlerimi açmış veri topluyor vaziyetteyim. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı olabilir?
- A) Yeni eserinizin konusunu bizimle paylaşır mısınız?
- B) Başka insanların sorunları sizi çok ilgilendiriyor mu?
- C) Şiddet hakkında ne düşünüyorsunuz?
- D) Kimler şiddete başvuruyor?
- E) Yazmak deyince neden kaleminizden ilk şiddet çıktı?
10. Köşe yazarları bence, günümüz Türk gazeteciliğinin bir diğer özelliği. Böylesine yorum çeşitliliğine dünyanın başka bir ülkesinde rastlanabileceğini sanmıyorum. Yorumdan ibaret de değil. Aynı zamanda yeni tarzlar, hatta haber - yorum - edebi metin karması bilinmedik renkler, türler de icat ediyoruz. Teknik farklar yüzünden, habercilikte zamanlama açısından önü kesilen gazetenin televizyona karşı geliştirdiği bir silah bu. Bir fazlalık, bir kargaşa yok değil. Gazete satışları, promosyon desteğine rağmen özlenen seviyelere ulaşamıyor. Bu parçadan köşe yazılarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Başka ülkelerde görülmeyecek derecede yorum çeşitliliğine sahip olduğu
- B) Günümüz Türk gazeteciliğine ait bir nitelik taşıdığı
- C) Televizyonlara kayan ilgiyi tekrar gazeteye çekmek için kullanıldığı
- D) Yeni tarzlar, yeni türler şeklinde karşımıza çıktığı
- E) Gazeteciliğin en önemli göstergelerinden biri olduğu
11. Şu sıralar bir roman yazmayı düşünüyorum ama öyküye ara vermeyeceğim. Çünkü öykünün geldiği anda yazılması gerek; roman gibi dinlene dinlene yazılamıyor. Bu arada deneme - makale türünde "Dil Yanlışları" adlı bir kitabım çıkıyor bu ay içinde. Medyanın Türkçe kullanımını esas alarak yanlışları yazdım. Haberler, reklamlar, pop şarkılarındaki ve çevirilerdeki dili eleştiriyorum daha çok. Bu parçadan, sözü edilen yazarla ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Televizyon programlarını seviyesiz bulduğu
- B) Değişik türde eserler verdiği
- C) Medyadaki dil yanlışlarını eleştiren bir kitap hazırladığı
- D) Öyküye hiç ara vermediği
- E) Yeni bir roman yazmayı tasarladığı
12. Roman şiirden çok değişik bir tür. Romanda anlatı iyice ağır basıyor. Onun için de belirsizlik alanları daha az ... Ama çağcıl romanın ustalarından, Kafka, Joyce, Beckett, Faulkner, Robbe-Grillet gibi yazarlardan sonra romanın belirsizlik alanları da genişledi. Çeşitli yöntemlerle romana da anlamını yorumla verme özelliği kazandırıldı. Bugün bir yazar, romanının, ikinci, üçüncü okuyuşlarında okurların yeni yeni şeyler bulacaklarını, ilk okuyuşta göremedikleri birtakım bağlantıları göreceklerini söyleyebiliyor. Roman iki üç kez okunur mu? Demek ki romanlarını elimizin altında tutup, şiir okur gibi, tekrar tekrar açıp okumamızı bekleyen yazarlar var günümüzde... Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) İlk okuyuşta kendini ele vermeyen romanların daha başarılı sayıldığına
- B) Romanın belirsizlik alanlarının şiirden daha az olduğuna
- C) Romanlarının, şiir gibi, birkaç kez okunmasını isteyen romancıların olduğuna
- D) Kimi yazarların, romanlarının ilk okuyuşta anlaşılmayacağını söylediklerine
- E) Günümüzde bazı yazarların romanlarında belirsizliklerin arttığına
13. Yahya Kemal'le çok sıkı bir dostluğumuz vardı. Yahya Kemal çok bonkör bir şairdi ... Elinde avucunda ne varsa harcardı ... Şairleri, yazarları kaldığı Park Otel'de toplar, onlara tarihten ve edebiyattan bahsederdi. Misafiri hiç eksik olmazdı. Her hafta otele gider, Yahya Kemal'in sohbetlerinden faydalanmaya, kendimizi yetiştirmeye çalışırdık. Bazen de Çınaraltı'nda bir araya gelirdik. Bu toplantıya ilim adamları da gelirdi. Bu parçada Yahya Kemal ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Toplantılarına sanatçıların yanında ilim adamlarının da katıldığına
- B) Etrafındakilerin ondan faydalanmaya çalıştığına
- C) Eski şiiri çok iyi bildiğine
- D) Misafirden rahatsız olmadığına
- E) Etrafında toplananlara tarihten ve edebiyattan söz ettiğine
14. Aslında sivri dilliyimdir. Gazete yazılarında ise zaman zaman üstü kapalı bir dil kullanıyorum. Ama apaçık mizah yaptığım zaman da oldu. İlk kitabım için tamamen mizah diyebilirim. Bundan bir önceki kitabım "Sensiz Olmuyor"da sürekli bir ıstırap vardı ama içinde mizah da vardı. Ancak son romanımda mizah için uygun atmosfer yoktu. Bu parçadaki yazarla ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Gazetelerde yazı yazdığı
- B) Toplumsal sorunları mizahla açıkladığı
- C) Kimi zaman kapalı bir dil kullandığı
- D) Eserlerinde mizaha yer verdiği
- E) İğneleyici bir anlatımının olduğu
15. Peyami Safa'nın romanlarında çok değişik özellikler bir arada görülür. Örnekse, Cumbadan Rumbaya romanı, Fatih-Harbiye romancısının, Doğu-Batı meselesine sevimli bir babacanlıkla da yaklaşabileceğini belgeler. Fatih-Harbiye'de Batı ille ölümcül, Doğu ille insancılken Cumbadan Rumbaya'da adeta bir senteze ulaşılır; Doğunun da, Batının da anlam taşıyan yönlerinden söz açılır. Sonra başka yazılarımda da andığım Selma ve Gölgesi. Selma ve Golgesi, romanımızın tek gotik roman örneğidir. Selma'nın gölgesi, ikinci ben, aslında bir dişi vampir kraliçedir... Bu eserin gerçekte 'uyarlama' olduğu söylenmiştir. Akla uzak değil. Romanın sonundaki Venedik, kanal, gondol sahneleri biraz yapaylık taşıyor. Ama başlangıçtaki Boğaziçi yalısı, Selma'yla okurun ilk karşılaşması büyüleyicidir. Burada usta bir romancı konuşur. Bu parçadan Peyami Safa'yla ilgili aşağıdakilerden hangisi cıkarılamaz?
- A) Fatih-Harbiye romanında Batıya karşı olumsuz yaklaştığı
- B) Gotik tarzda roman örneği de verdiği
- C) Selma ve Gölgesi romanının yabancı bir romandan adapte edilmiş olabileceği
- D) Romanlarında Doğu - Batı meselesi üzerinde durduğu
- E) Cumbadan Rumbaya romanının Batılı roman anlayışına uygun olmadığı
16. Geçen gün bir dergide genç bir ozanın şiirine takıldı gözüm. Kısa sayılamayacak yapıda bir şiirdi. Genç ozan kişisel duygularını yansıtmış. Bunu yaparken şekilden, kurgudan hiç ödün vermemiş. Halk şairlerinin şiirinin son dörtlüğünde isim veya mahlas kullanma geleneğine de uymuş. Açık, yapmacıktan uzak anlatımıyla geleceğin büyük şairlerinden biri olacağını müjdeledi bana. Bu parçada sözü edilen şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Uzun bir şiir olduğuna
- B) Son dörtlükte şairin adının geçtiğine
- C) Yalın ve doğal bir söyleyişe sahip olduğuna
- D) Umut vaat eden genç bir şaire ait olduğuna
- E) Konusunun çok ilginç olduğuna
17. Bu memleketin en kuvvetli iki sanat kolu şiir ve nakıştır. Mimarimiz büyük şehirlerimizde demir atmış, zahmet edip kuş uçmaz kervan geçmez köylerimize kadar uzanamamıştır. Herhangi bir toplumda sanatın dünya çapında bir değere ulaşması onun milletçe benimsenmiş, kavranmış olmasıyla mümkündür. Bu bakımdan yüzde yüz yerli olan bir sanat kolu, kendiliğinden dünya çapında olmaya namzettir. Köy türkülerinden, köy nakışlarından faydalanmak, bana, ekmekten, sudan faydalanmak kadar açık geliyor. Çünkü bunlarda milyonlarca insanın el emeği, göz nuru var. Bu parçada yazar aşağıdakilerden hangisine değinmemiştir?
- A) Türk şiir ve nakışlarının dünya çapında bir değere sahip olduğuna
- B) Milletçe benimsenmemiş sanatın dünya çapında bir değere ulaşamayacağına
- C) Mimarimizin şehirlerde kalıp ülkemizin her tarafına yayılamadığına
- D) Tam anlamıyla yerli bir sanatın dünya çapında olabileceğine
- E) Köy türkü ve nakışlarından yararlanmayı bir zorunluluk olarak gördüğüne
18. "Apartman"da iki eksen öyküyü birbirinden ayırmak zordur bence. Biliyorsunuz, kentleşme olgusu edebiyatımızda daha önce işlenmiştir. Ancak sorun, aile ölçeğinde ve Doğu - Batı sorunsalı açısından ele alınmıştır genellikle. Oysa Apartman'da aile değil, bireyle birlikte doğasının da nasıl bir değişime uğradığı verilmeye çalışılmıştır, bir anlamda Esendal'ın "Ayaşlı ve Kiracıları"nın bu süreçteki bir uzantısı olarak. Dolayısıyla, Apartman onlara bir "zeyl" olarak değerlendirilse, hata yapılmış olmaz sanırım. Bu parçada "Apartman" öyküsüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Bireyin nasıl bir değişime uğradığını gösterdiği
- B) Toplumsal sorunların çözümüne yardımcı olduğu
- C) Kentleşme olgusunu ele alan önceki eserlerden farklı olduğu
- D) Kentleşme olgusunu işlediği
- E) Ayaşlı ve Kiracıları'nın devamı niteliği gösterdiği
19. Ölümümden sonra bir yayıncının bu yazdıklarımı gün ışığına çıkaracağı hayali son avuntum. Böyle bir şey gerçekleşmezse yine boşa gitmiş sayılmaz avuntum. Çünkü ek gelir için dilimize çevirdiğim o çok satılan kötü aşk romanlarının orasına burasına duygularımı, insan ilişkileri ve yalnızlık konusundaki düşüncelerimi her fırsatta serpiştiriyorum. Söz konusu kötü aşk romanlarını piyasaya süren yayınevinin sahibi de, en çok benim eklediğim bölümleri beğeniyor, oralarda gözyaşlarını tutamıyormuş. Bu parçada yazar aşağıdakilerden hangisine değinmemiştir?
- A) Yazdıklarının, ölümünden sonra bir yayınevi tarafından yayınlanacağıyla avunduğuna
- B) Yayınevi sahibinin romana kendinin eklediği bölümlerden çok etkilendiğine
- C) Piyasada kötü aşk romanlarının iyi romanlardan daha çok beğenildiğine
- D) Kendine gelir sağlayabilmek için roman çevirileri yaptığına
- E) Çevirisini yaptığı romanlara kendi duygu ve düşüncelerini de eklediğine
20. Son günlerde Bodrum'dan geçtim ve bu eski küçük, sürgün kasabasının tarihten koparak karşı konulmaz biçimde kent boyutlarına eriştiğini, büyük kentlerin pek çok sorununun da buraya taşındığını gördüm. Biraz ürktüm pek çokları gibi bu gelişmeden. Ama Cahit Kayra'nın "Hoşçakal Bodrum"unu okuyunca, içimde biriken eleştirel karamsarlığı bir yana bırakıp "yaşama yanıt verme" nin belki de daha iyi olacağını düşündüm. Kayra da "Hoşçakal" diyor, ama sanıyorum bir yere gitmeye niyeti yok. Bu parçadan yazarla ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) "Hoşçakal Bodrum" adlı eserin,yazarın içindeki karamsarlığı yok ettiği
- B) Cahit Kayra'nın eserini okuyunca düşüncelerinde değişiklik olduğu
- C) Bodrum'un, tarihi dokuyu yok edecek bir yapılaşma sürecine girmesinden rahatsız olduğu
- D) Bodrum'un eskiden, şimdikinden daha güzel ve daha temiz olduğunu düşündüğü
- E) Bodrum'un büyük kentlerin sorunlarına benzer sorunlar yaşamasına üzüldüğü