1.
Bu yapıtta şair hem toplum düzensizliklerinin gündelik eleştirisine, hem bireysel yaşamının özentili deyişlerine yer vermiştir. Genellikle yüklemleri dize sonlarına saklayan düzyazı yönteminden sakınmaz. Ama etkili imgeleri özgün bir şekilde kullanmasını da bilir. Her zaman ki gibi, duygusal bir coşkuya dayalı zengin hayaller, özel imgeler ve etkili dizelerle iki yanlı bir gelişim içindedir. Bu parçada sözü edilen eserle ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A)
Hayal dünyasının zenginliğine
B)
Özentili bir söyleyişinin olduğuna
C)
Toplumsal düzensizliklerin eleştirildiğine
D)
Düzyazı yönteminden yararlanıldığına
E)
Söz sanatlarıyla yüklü olduğuna
2.
Anadolu'ya açılmayan yazarın bütün romanları İstanbul'da geçer. Romancı olarak bir başarısı konuya göre kişiler ve tipler seçmesidir. Kişilerin dış yapılarından çok iç yapılarına önem veren yazar, psikolojik çözümlemelerde gerçekçi ve nesneldir. Ancak romanlarında bedence ve ruhça hasta, daha çok karamsar olan kişilere sıkça rastlanır. Romanlarına çekicilik veren, olayları sıralayışındaki ustalık ve canlı anlatımıdır. Bu değerlendirmelerden, aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
A)
Anlatımın canlılığının eseri çekici hale getirdiği
B)
Günlük konuşma dilinin seçilmesinin esere akıcılık kazandırdığı
C)
İnsanın ruh halinin nesnel bir tarzda anlatıldığı
D)
Kişilerin eserin konusuna göre seçildiği
E)
Usta bir şekilde dizilen olayların daima İstanbul'da geçtiği
3.
(I) Halit Fahri, sağ yandaki küçük, camlı odada çalışıyordu. (II) Biz de Gavsı Ozansoy, Cavit Yamaç, Rıfat Ilgaz ve şu an aklıma gelmeyen birkaç kişiyle dipteki odada çalışıyorduk. (III) Bu odada dergiyi daha çok canlandırmak için ne gibi şeyler yapmamızı düşünüyorduk. (IV) Dergide yazacağımız şiirler, hikayeler, yazılar suya sabuna dokunmayacaktı. (V) Gavsı Ozansoy, genç şairleri derginin çevresinde toplarken ortaya değişik görüşler de atıyordu. (VI) O, bütün eski kuşağa edebiyatın kapılarını kapamak, yenilerin işlerine karışmalarını önlemek istiyordu. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangilerinde bir anlatım bozukluğu vardır?
4.
(I) Perekladin, kırk yıllık memurluk hayatında yazdığı bütün yazıları hatırlamaya çalıştı. (II) Ama o kadar düşünmesine, o kadar alnını buruşturmasına karşın geçmişte hiç bir ünlem işareti bulamadı. (III) "Bu ne biçim şey? Kırk yıl yazı yazmışım, hiç ünlem işareti koymamışım." diye düşündü. (IV) Gözlerini açtı, öbür yana döndü, tam gözlerini kapayacağı sırada yine ünlem işaretlerinin belirdiğini gördü. (V) En sonunda bütün işaretler bir tek kocaman ünlem işaretine dönüştü. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde bir yazım yanlışı yapılmıştır?
5.
Son bir gayretle bir kaç metre sürüklendi; fakat iri vücudu gittikçe daralan galeriye sığamıyordu artık. Toprak, vücudunu kavramış, onu kıskıvrak bağlamıştı. Kanayan başı ileri uzandı. Bulanık, iri gözleriyle yeni bir geçit aradı. Su onu hızla kaplıyordu. Yardım isteme çığlıkları dinmiyor, sular yelesini ıslattıkça, ileri doğru uzattığı, alabildiğine açık ağzıyla daha kısık feryat ediyordu. Dolan bir fıçının büyük gürültüsünü andırır son bir hırıltı işitildi. Sonra derin bir sessizlik oldu. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
6.
Dil bir medeniyet olayıdır. Bir medeniyetin kurduğu dil başka bir medeniyetin düşündüklerini söyleyemez, yetmez onu söylemeye. Bir ulus, medeniyetini değiştirdi mi, dilini de değiştirmek zorundadır. Dilin değişmesi ise, edebiyatın değişmesini gerektirir. Öyleyse edebiyat, medeniyeti olduğu gibi yansıtır. Edebiyatla çok uğraşmamışlar ama bildikleri yabancı dili çok iyi bilirlermiş! Bu olacak şey değildir; inanmayın onlara. Bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A)
Bir ülkenin medeniyetini tanımadan dili öğrenilebilir mi?
B)
Bir dili öğrenmek, ancak edebiyatçı olmakla mümkündür.
C)
Bir dilin edebiyatını bilmeyen o dili hiçbir zaman iyi bilemez.
D)
Kendi dilini bilmeyen, başka dili de öğrenemez.
E)
Onlar medeniyetle edebiyat arasındaki ilgiden habersiz insanlardır.
7.
Elbette ya!.. Avrupa'nın, Amerika'nın veya bu işte en ileri gitmiş bir milletin veya milletlerin tiyatrosunu aynen kopya edip bizim memlekette de uygulayacak olduktan sonra, milletin, tiyatrom var, demesine hiç gerek yoktur. Hikayede dünyanın en güzel hikayelerini aktarmak; müzikte dünyanın en üstün eserlerini çaldırmak; mimaride, dünyanın en iyi mimarisini aynen inşa etmek, nasıl meseleyi halletmeye yetmiyorsa, tiyatroda da dünyanın en ünlü piyeslerini alıp oynatmak tiyatromuz var demek için yetmez. Milli tiyatroyu kurmamız lazımdır, milli tiyatroyu! Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine cevap olarak söylenmiş olabilir?
A)
Hikaye, tiyatro, mimari, müzik gibi sanat dallarında ulusal niteliklerin de ele alınması gerekir mi?
B)
Sizce Batı'nın en ünlü sanat eserleri, dilimize çevrilip, halkımıza tanıtılmalı mı?
C)
Batı tiyatro eserlerini oynatmak, tiyatromuz olduğu anlamına gelmez, diyenlere katılıyor musunuz?
D)
Sanat eserinin ulusal nitelikler taşıması gerekir, diyenlere katılıyor musunuz?
E)
Türk tiyatrosunun geleneksel oyunlarının Batı tiyatro tekniğine göre düzenlenmesi gerekli midir?
8.
(I) Yazı yazanların birçoğu insanları şu veya bu yola sevk etmek arzusuyla yazıyorlar. (II) Bu gibilerin yazılarında derecelerine göre bir aydınlatma havası seziliyor. (III) Kısa yazmanın zorluğu da uzun yazmanın daha kolay olduğundan ileri gelmektedir. (IV) Kimi bir peygamber gibi, kimi bir kaşif gibi, kimi bir mübeşşir gibi konuşuyor. (V) İnsanlığın hayrına çalıştıkları anlaşılan bu adamların herbiri hakikaten yazdıklarına inanıyorlar mı? Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi anlatımın akışını bozmaktadır?
9.
İnsan hayatta birçok şey kaybedebilir. Diyelim ki ömrü boyunca biriktirdiği parasını daha fazla kazanmak ümidiyle bir işe koyar ve orada onun hepsini birden kaybeder. Bunun önemi yoktur. Kaybedilen para yeniden kazanılabilir. Dünya, kaybedilip de yeniden kazanılmış paraların hikayeleri ile doludur. Bu sadece para için değil her şey için geçerlidir; yeter ki ümidimizi kaybetmeyelim. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A)
Bir şeyin değerini, kaybetmeden önce bilmek gerekir.
B)
Kişi parasını kaybettiğine üzülmek yerine, onu yeniden kazanmanın yollarını aramalıdır.
C)
Ümidimizi kaybetmedikten sonra diğer kaybedilen şeylerin bir önemi yoktur.
D)
İnsan parasını nasıl değerlendireceğini iyi bilmelidir.
E)
Kaybedilen şeylere üzülmek onları geri getirmez.
10.
... Günün birinde bir şair çıkıyor, size güneşin batışını veya bir çiçeğin soluşunu anlatıyor şaşıp kalıyorsunuz. Bir romancı çıkıyor, her gün gördüğünüz insanları size bir tarif ediyor, hayret ediyorsunuz. Bir ressam renkleri, bir müzisyen sesleri yeni bir biçimde bir araya getiriyor, her gün gördüğünüz bu renkleri ilk defa görmüş gibi; veya her birini ayrı ayrı duymuş olduğunuz bu sesleri ilk defa duymuş gibi oluyor, zevk alıyorsunuz... Bu sözleri söyleyen birinin anlatmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?
A)
Sanatçının iyi bir gözlemci olduğunu
B)
Sıradan şeylerin sanatçının anlatımında ne kadar değişip güzelleştiğini
C)
Herkesin sanatçılar kadar dikkatli ve duyarlı olmadığını
D)
Her sanatçının kendine özgü malzemelerinin olduğunu
E)
İnsanların çevresini yeterince tanımadığını
11.
Leyla ile Mecnun'un, Ferhat ile Şirin'in hikayelerini bilirsiniz. Bu hikayeler aslında bir ayrılığın, sürüp giden bir özlemin, her şeye rağmen bir türlü buluşamamanın, yalnız kalmanın hikayesidir. Eğer Leyla ile Mecnun birbirlerini görür görmez evlenmiş olsalardı, Ferhat ile Şirin tanışır tanışmaz soluğu nikah memurunun önünde alsalardı, serüvenleri kimsenin dikkatini çekmez, onlar da nikah bağıyla bağlanmış milyonların arasında kaybolup giderlerdi. Bu parçada anlatılmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?
A)
Halk hikayelerinin sevilmesinin en büyük nedeni kahramanların tüm engelleri aşıp kavuşmalarıdır.
B)
Gerçekten seven insanlar, ayrılıkları, engelleri aşmasını bilirler.
C)
Sevgililerin kavuşamaması hikayelerin etkileyiciliğini artırır.
D)
Sevgiler, araya hasret, özlem girmediği zaman sıcaklığını ve etkileyiciliğini kaybeder.
E)
insan ayrılık olmazsa kavuşmanın değerini bilmez.
12.
Eğer bütün ömür iyi kullanılacak olursa, hayat yetecek kadar uzundur. Fakat ölçüsüzlük ve ihmal ile ziyan edildiği, hiçbir iyi işte kullanılmadığı takdirde, son akıbet sıkıştırmaya başladığı zaman onun ilerlediğini anlamayız, geçmiş olduğunu hissederiz. Bol ve geniş gelir kaynakları, fena bir mal sahibinin eline geçince kısa bir zamanda nasıl tükenirse; az bir gelir, iyi idare etmesini bilenin elinde olunca nasıl artarsa, hayat da, iyi düzenlemesini bilene çok olanaklar verir. Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?
A)
İdare etmesini bilmeyen insan ne kadar malı olsa geçinemez.
B)
Hayatını düzenlemesini bilen insan için ömür yeteri kadar uzun ve olanaklarla doludur.
C)
İnsan, hayatın kısalığını ölüm geldiğinde anlar.
D)
Kanaat sahibi bir insan az bir gelirle bile hayatını en iyi şekilde sürdürür.
E)
Hayatın anlamı uzun yaşanmasında değil rahat yaşanmasındadır.
Test Tamamlandı
Bunu çözdün — bunları da dene:
Bu Test Hakkında
Bu test, DGS (Dikey Geçiş Sınavı) hazırlık kapsamında hazırlanmıştır. DGS, önlisans mezunlarının lisans programlarına geçiş yapabilmek için girdikleri bir sınavdır. Sayısal ve sözel yetenek sorularından oluşur.
Sorular, ÖSYM ve MEB müfredatına uygun olarak hazırlanmış olup gerçek sınav formatında sunulmaktadır. Toplam 12 soru içermektedir.
Çalışma Tavsiyeleri:
- Yanlış yaptığınız soruların konularını tekrar gözden geçirin
- Her gün düzenli olarak farklı konulardan test çözün
- Çıkmış soruları inceleyerek soru tarzlarını tanıyın
- Zaman tutarak çözme pratiği yapın
Daha fazla test çözmek için kategori sayfamıza veya blog sayfamıza göz atın.