1. Polisiye romanların bir numaralı ismi olan yazar, tüm eserlerinde okurlarını benzer bir sırrın peşinde koşturuyor ve her seferinde yanıltmayı başarıyor. Bu cümlede sözü edilen yazarla ilgili, I. Okurları, her eserinde beklenmedik bir durumla karşılaşır. II. Polisiye roman alanında başarılıdır. III. Yapıtlarının hepsinde bir gizem vardır. yargılarından hangileri çıkarılabilir?
- A) Yalnız I
- B) I, II ve III
- C) II ve III
- D) I ve II
2. Aşağıdakilerden hangisi bu metinde boş bırakılan yerlerden herhangi birine getirilemez?
- A) Elif okuduk ötürüPazar eyledik götürüYaratılanı hoş görYaradan’dan ötürü
- B) Geldi geçti ömrüm benimŞol yel esip geçmiş gibiHele bana şöyle gelirŞol göz yumup açmış gibi
- C) Ben gelmedim dava içinBenim işim sevi (aşk) içinDostun evi gönüllerdirGönüller yapmaya geldim
- D) Adımız miskindir bizimDüşmanımız kindir bizimBiz kimseye kin tutmayızKamu âlem birdir bize
3. İnsanın, içini dökmek istediği zamanlar olur. Bir dost, bu anlara erişilmez bir değer katar ancak bazı şeyler bir dosta bile söylenmez ki! İşte böyle durumlarda insan -özellikle de içinin gizli kıvrımlarını görmeyi bilen usta bir yazarsa- masasının başına geçip kalemi eline almadan edemez. Yazmak, insanın kendi kendisiyle alçak sesle konuşmasını gerektiren böyle zamanlarda büyük bir kurtarıcıdır. Bu metinle ilgili aşağıdaki açıklamalardan hangisi doğrudur?
- A) Fikirler, kanıtlama amacı güdülmeden kişisel bir üslupla ifade edilmiştir.
- B) Gerçekleşmesi mümkün olmayan olaylar abartılarak anlatılmıştır.
- C) Okuyucuyu bir konuda ikna etmek amacıyla yazılmıştır
- D) Bir kişinin başından geçen olaylar, yer ve zaman belirtilerek aktarılmıştır.
4. Konuşurken, şarkı söylerken hatta ağzımızı açmadan mırıldanırken bile sesimizi kullanırız. Bazen bağırarak, bazen fısıldayarak, bazen yumuşak, bazen sert tonlarda sesler çıkarabilmemiz için titreşim gereklidir. Titreşim, soluk borumuzun üst kısmında bulunan ses tellerimizde oluşur. Bunu sağlayan da soluk verirken akciğerlerimizden çıkan havadır. Bu havanın ses tellerimizi titreştirmesiyle oluşan ses dalgaları ağzımıza gelir. Ağzımızın içinde de özellikle dilimizin ve dudaklarımızın farklı hareketleriyle değişime uğrar. Bu sayede değişik tonlarda sesler çıkarabiliriz. Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı yoktur?
- A) Ağızdan farklı seslerin çıkması nasıl olmaktadır?
- B) Sesin oluşumunda ses tellerinin rolü var mıdır?
- C) Sesin oluşumu nasıl gerçekleşmektedir?
- D) Sesin kişiye özgü oluşunun nedeni nedir?
5. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, e-atıkların (elektronik atıkların) toplanması ve dönüştürülmesi için bazı kuruluşlara sorumluluk vermiştir. Bu kuruluşlar, topladıkları e-atıkları geri dönüşüm tesislerine götürüyor ve işlemleri takip ediyor. Pek çok okul, belediye ve alışveriş merkezine e-atık toplama kutuları yerleştirildi. Siz de e-atıklarınızı bu kutulara bırakabilirsiniz. Bazen çamaşır makinesi, buzdolabı gibi büyük aygıtlar da atık hâline gelebiliyor. Bu durumda belediyeler ya da aygıtın yenisini aldığınız satıcılar, istediğiniz takdirde e-atıklarınızı evinizden alarak gereken yerlere ulaştırıyor. Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılamaz?
- A) Büyük e-atıkların evlerden alınması için ilgili kurumlara bilgi verilmesi gerekmektedir.
- B) E-atıkların geri dönüşümü konusunda yapılan çalışmalar yeterlidir.
- C) E-atıkların toplanması, belediyelerin görev alanları içindedir.
- D) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı e-atıkların geri dönüşümü konusunda yetkilidir.
6. Aşağıdakilerden hangisi “Kutup bölgelerinde hayatta kalmak için almamız gereken tedbirler nelerdir?” sorusunun cevaplarından biri olamaz?
- A) Soğuk iklimlerde vücut ısısını korumak ve kuru kalmayı sağlamak için doğru giyinmek önemlidir. Bu nedenle tek kat giyinmek yerine kat kat giyinmek tercih edilmelidir. Böylece giysiler arasındaki hava ile ısı yalıtımı sağlanır.
- B) Buzla kaplı bir coğrafyanın zorlu koşullarında susuz kalmamak çok önemlidir. Böyle yerlerde içme suyu bulmak sorun olabilir çünkü bu koşullarda su, kısa sürede donar. Karların eritilmesiyle su elde edilmesi buralarda sık kullanılan bir yöntemdir.
- C) Vücudumuz, ısısını üretirken oldukça fazla enerji harcar. Bu enerjiyi tekrar toplamak için de beslenmeye ihtiyaç duyar. Soğuk iklimlerin hâkim olduğu bölgelerde yaşayanlar enerjiye çok fazla ihtiyaç duydukları için et, balık gibi yağlı ve çikolata gibi yüksek kalorili yiyecekleri tercih eder.
- D) Hipotermi; vücudumuzun soğuk hava, rüzgâr ve suya uzun süre maruz kalması sonucu ısı kaybetmesi nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur. Hava sıcaklığının -20 ila -30 °C arasında olduğu bölgelerde hipotermi görülebilir
7. Yayıncı: Bir seçme şiirler kitabı yayımladınız. Bu kitabı oluştururken gözettiğiniz ilke neydi? Şair: Öncelikle şunu belirtmek isterim ki şiirleri seçmemi yayıncı olarak siz istediniz,beni oyuna getirmeye çalışmayın.Şiirleri, belirlediğiniz sayfa sayısına göre seçtim. Aslında ben yaşayan bir şairin şiirlerinin böyle seçmelere maruz kalmasına karşıyım. Ha, madem istemediğim bir şeydi; neden bunu yaptım? Herhâlde kıramadım sizi. Bu metinde şair koyu yazıyla ifadeyle aşağıdakilerden hangisini vurgulamak istemiştir?
- A) Yaşayan bir şairin eserlerini yayımlamanın doğru olmadığını
- B) Şiirleri yayıncının belirlediği sayfa sayısına göre seçmenin yanlışlığını
- C) Seçme şiirler kitabı yayımlama fikrinin kendisinden çıkmadığını
- D) Şiirleri arasından seçme yaparak bir kitap yayımlamaktan pişmanlık duyduğunu
8. Yüzde ısrar etme doksan da olur İnsan dediğinde noksan da olur Sakın büyüklenme elde neler var Bir ben varım deme, yoksan da olur Hatasız dost arayan, dosttan da olur Aşağıdaki atasözlerinden hangisi bu dizelerde anlatılanlarla ilgili değildir?
- A) İnsan beşer (insanoğlu), kuldur şaşar.
- B) El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu değirmen taşı sanır.
- C) Bir el bir eli yıkar, iki el bir yüzü yıkar.
- D) Kanaat gibi devlet (mutluluk) olmaz.
9. 1 ve 2. soruları aşağıdaki metne göre cevaplayınız. Bu parçadan Yunus Emre ile ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Ulusal bütünlüğün sağlanmasında birleştirici bir rol üstlenmiştir.
- B) Allah aşkını ve doğru davranış kurallarını insanlara öğretmiştir.
- C) Şiirleriyle toplumsal dil bilincinin oluşmasını sağlamıştır.
- D) Kişiliği ve şiirleri, yaşadığı çağın dışında da ilgi uyandırmıştır.
10. - - - - Ben bu konuda ne bulursam okurum: Şölen ve davetlerde neler yendiğini, sokak satıcılarını, tat ustalarını… Yazılanlara bakılırsa ekmek, eski zamanlarda da başlıca yiyecekti. Yunanlılar arpa, Romalılar buğday ekmeğine rağbet ederlerdi. Yunan ve Roma mutfağının baskın tatları ise bal, sirke, mayalanmış balık sosu ve bol miktarda baharattı. Bu metnin başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) Yemek tarifleri üzerine yazılmış eski eserleri okumayı sever misiniz?
- B) Eski dönemlerin yeme içme alışkanlıklarının neler olduğuyla ilgili fikriniz var mı?
- C) İnsanlık tarihinde mutfak kültürü en zengin medeniyet hangisiydi dersiniz?
- D) Yunan ve Roma mutfağının Türk mutfağına benzeyen yönlerini merak ettiniz mi hiç?
11. I. Dengesini yitirerek yere serilmek, devrilmek, yıkılmak II. Aşırı ilgi ya da sevgi göstermek III. Yerinde olmak, yakışık almak, uygun olmak IV. Görevi, ödevi ya da yetkisi içinde bulunmak “Düşmek” sözcüğü hangi seçenekte yukarıdaki anlamlarından biriyle kullanılmamıştır?
- A) Yıllardır küs olan iki kardeşi barıştırma işi sana düşer.
- B) İş bulabilmenin umuduyla düştü gurbet yollarına.
- C) Tek çocuk olduğundan ailesi üzerine çok düşüyor.
- D) Asırlık çınar birkaç balta darbesiyle yerlere düştü.
12. Geçip gitmiş olsa da zaman, gitmiyor kalbimizden o güzel çocukluk yıllarından geriye kalan. Unuttuk mu? Çocuktuk ve her şeyin çılgın, oyuna gelir bir tarafı vardı o zaman! Kâğıt parçalarını kat kat katlar; kâğıttan uçaklar, kayıklar, kuşlar, patlangaçlar yapardık. O kâğıttan uçakları atar, havada kuşlar gibi süzülüp gitmelerini izlerdik. Su birikintilerinde yüzdürürdük boy boy kayıkları, sudaki aksimizden gökyüzüne bakardık. Kuşlarımızı gökyüzünün kuşlarına ekler, sevinir, coşardık. Birkaç parça kâğıttan, bir dünya çıkarırdık, bir sürü tadına doyulmaz oyun... Şimdi yeni zamanlarda, anlayamadığımız, bilemediğimiz, adını koyamadığımız bir oyunsuzluğu oynuyor çocuklar. Parmaklarını tuşlarla kelepçeliyor, gözlerini ekranlarla kilitliyorlar. Başkalarınca tasarlanmış, tarifi yapılmış, içine kılavuzu konmuş paket eğlencelerin ellerine teslim ettik çocuklarımızı. Büyüyorlar, büyüyecekler ardı ardına... Ve çocuklarımıza reva gördüğümüz bu oyunsuzluk, herkesi saran bir hayatsızlık olarak çıkacak karşımıza! Bu parçanın yazarıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
- A) Eskiyle yeniyi kıyaslayıp günümüz çocuklarının oyuncak ve oyunlarına imrenmektedir.
- B) Yazar mutlu bir çocukluk geçirdiği için eski günlere özlem duymaktadır.
- C) Günümüz çocuklarının kendi hayal güçlerini kullanamamalarına üzülmektedir.
- D) Çocukların oyun oynamasının gelecekte herkesi etkileyen sonuçları olacağını belirtilmektedir.
13. Beyza, İsmail, Sefa, Serap, Volkan ve Zeliha isimli öğrenciler ilkbahar ve yaz aylarını kapsayan süreçte yüzme kursuna gideceklerdir. Bu öğrencilerin kursa ne zaman gidecekleri ile ilgili bilinenler şunlardır: • Her öğrenci farklı aylarda kursa gidecektir. • Sefa ve Beyza aynı mevsimde ve birbirini takip eden aylarda kursa gidecektir. • İsmail ve Serap aynı mevsimde ancak arka arkaya gelmeyen aylarda kursa gidecektir. • Zeliha kursa yaz mevsiminin ilk ayında gidecektir. Verilenlere bilgilere göre aşağıdakilerden hangisini kesinlikle doğrudur?
- A) Serap mart ayında kursa gidecektir
- B) Volkan nisan ayında kursa gidecektir
- C) Sefa ağustos ayında kursa gidecektir
- D) Beyza temmuz ayında kursa gidecektir
14. “Cümlede dolaylı tümleç (yer tamlayıcısı) görevindeki sözler yüklemi çeşitli yönlerden tamamlar. Cümlede dolaylı tümleci bulmaya yarayan soruların ortak özelliği “-e, -de, -den” hal eklerini almasıdır.” Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “araba” sözcüğü dolaylı tümleç göreviyle kullanılmıştır?
- A) Ömür denen bu uzun yolda tekerleri dört köşe bir arabaya bindirdiler bizi.
- B) Gelişmiş ülke demek fakirlerin bile arabaya bindiği ülke demek değildir.
- C) Klasik arabalara merakım olduğu için gezeceğim müze beni çok heyecanlandırdı.
- D) Ne bir arabanın ne de bir trenin uğradığı en kalabalık şehirdir uzaklar.
15. Öyküleme ve betimleme sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavramdır. Betimleme, durağan bir fotoğraf karesini anlatırken öyküleme, videodaki gibi hareket halindeki varlıkları süreç halinde anlatır. Verilen bilgiye göre hangisinde farklı bir kavram örneklendirilmiştir?
- A) Otobüsten en son inen hasta karısını sırtında taşıyan köylü, doğruca hana girer ve duvarın dibini boydan boya kaplayan tahta kerevetlerden birisine karısını oturtur. Su getirip karısının yüzünü yıkar, bir iki lokma bir şey yer diye. Ama kadın kerevete uzanır ve “ Sen ye, benim hiç iştahım yok.” der
- B) Han, dikdörtgen bir oda. Epeyce büyük olduğundan birkaç tomruk ile tavana destek verilmiş. Tavan tahtaları, duvarlar yılların isiyle, dumanıyla kapkara. Duvarlardan birinde sararıp solmuş bir BCG aşısı afişi, ötekinde kirli bir ayna. Aynanın yanında Mareşal Fevzi Çakmak’ın çerçeveli bir fotoğrafı.
- C) Köşede tahta bir tezgâh ve bu tezgâha doksan derece dayanmış başka bir tezgâh duvarın önünü kesiyor. O duvar da yarı yarıya rafla kaplı. Orak, tırpan, urgan, DDT sandığı bir nevi ufak çaplı nalburiye. Onlara bitişik raflarda manifatura, kaput bezi, basma topları, yazmalar, tülbentler…
- D) Kapının karşısına gelen duvarın önü mutfak. Yani bir ocak, bir büyükçe kuzineli soba, sobanın üzerinde iki büyük yemek tenceresi, çay demliği, raflarda bakır kaplar, su küpü, testiler, bir yanda el yıkamak için bir lavabo, üzerinde musluklu gaz tenekesinden yapılıp duvara raptedilmiş su haznesi…
16. Steve Goodier, “Termostat ve termometre arasında fark vardır.”der. Termometre sıcaklık ölçer ama yaptığı ölçüm ile ilgili hiçbir şey yapmaz. Oysa termostat sıcaklığı ölçmekle kalmaz, ona göre tepki verir; sıcaklık yüksekse ısıtma işlemine son verir; sıcaklık düşükse ısıtma işlemini yeniden başlatır. İnsanlar da böyledir, kimi termostat kimi termometre… Aşağıda verilen metinlerin hangisinde bu iki insan tipine örnek verilmiştir?
- A) Uzak bir coğrafyada, kayıp bir şehri arayan arkeologlar şehre bir an önce ulaşmak için acele ederler. Onlara bölgenin yerli halkı eşlik eder. Arkeologlar bir ara yerli halkın durduğunu görürler. Aceleyle yanlarına gidip çabuk olmaları gerektiğini söylerler. Arkeologlardan biri, yerli halktan birine neden durduklarını sorar, yerli:”Bu iş aceleye gelmez.”der.
- B) Bir tüccar “mutluluğun sırrını “ öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı, uzun bir yolculuktan sonra bilgenin yanına ulaşmış. Bilge delikanlının eline bir kaşık yağ verip evi dolaşmasını, daha sonra yanına tekrar gelmesini istemiş. Delikanlı tüm evi dolaşıp yeniden bilgenin yanına gitmiş. Genç, dolaşmış ama kaşıktaki yağ bu gezide dökülmüş. Bilge, gence mutluluğun sırrı olarak “mutluluk, dünyadaki bütün güzellikleri görebilmektir ama kaşıktaki yağı da dökmeden.” demiş.
- C) Bir firma Afrika’ya iki ayakkabı satıcısı göndermiş. Biri, iki gün sonra telefon açmış:” Patron beni buraya neden gönderdiniz ki burada kimse ayakkabı giymiyor .” Hemen arkasından diğeri aramış : “Patron burada kimsenin ayakkabısı yok, burada inanılmaz bir pazar var, çabuk bana ayakkabı yollayın.” demiş.
- D) Eski zamanlarda bir kral, saraya giden yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuş. Bakalım neler olmuş? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervansaraycıları, saray görevlileri birer birer gelmiş ve hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girmiş.
17. Ne kadar düzensiz olsam da annem beni hep tatlı dille uyarırdı. Hayal ettiği işe giremediğim zaman bile bana korkmamam, yılmamam gerektiğini söyleyip yanaklarımdan öpmüştü. İstediği ne varsa yapamadım ama o bir şefkat meleği gibi yanımda durup bu hayatta mutlaka başaracağımı söyledi. Ben yıldıkça, düştükçe o tüm gücüyle beni kaldırmaya ve çabalama iradesi vermeye çalıştı. İnsan hiç kızmaz mı, asık suratlı olmaz mı, sinirlenmez mi? İşte benim annem hep tebessümleriyle bana bu hayatta yol gösterdi. Yukarıda bahsi geçen anne, aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?
- A) İyimser
- B) Gururlu
- C) Güler yüzlü
- D) Sabırlı
18. • Arka arkaya sıralandıkları için virgülle veya çizgiyle ayrılan rakamlardan yalnızca sonuncu rakamdan sonra nokta konur. • Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adlarından önce ve sonra nokta kullanılmaz. • Dört ve dörtten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur. • Kitap, dergi vb.nin künyelerinin sonuna konur. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde verilen kurallara uygun bir kullanım bulunmaktadır?
- A) Yarışmadan kazandığı 564.574.3 lirayı ülkedeki tüm sivil toplum kuruluşlarına verdi.
- B) XII. – XIV. yüzyıllar arasında yapılmış araştırmalar dünyayı derinden etkilemiştir
- C) 19 Nisan. 1990 tarihinde Ankara’nın Etimesgut ilçesinde dünyaya geldi.
- D) Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK Yayınları, Ankara, 1960.
19. I. Ayırmak, tahsis etmek II. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak III. Bir aygıtı, düzeneği çalıştırmak “Açmak” sözcüğü aşağıdaki cümlelerin hangisinde numaralandırılmış anlamlarından herhangi biriyle kullanılmamıştır?
- A) Babam mutfak lavabosunu uzun uğraşlar sonucunda açtı.
- B) Bizim evde sadece akşamları belirli saatlerde televizyon açılır.
- C) Yönetim kararıyla havuz yapımı için sitede alan açıldı.
- D) Yurt dışından gelen turiste otelin üst katında oda açıldı.
20. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için başına ve sonuna kısa çizgi ya da virgül konur. Virgül ve kısa çizgiyle ilgili olarak verilen kurala uygun olmayan kullanım aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Ömer Seyfettin -edebiyatımızın en güçlü öykücüsü- eserlerinde yaşadığı topluma yabancı kalmamıştır.
- B) Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu.
- C) Zemin bu kadar koyu bir kırmızıya dönüşünce, bir an için de olsa, belirginliğini yitiriverdi sivilceleri
- D) Uzun, yorucu ve karanlık bir gecenin ardından, sabahın ilk ışıklarıyla derin bir uykuya daldı.