ALES » Kategori
Yazar: Sınav Çöz Ekibi (Eğitim Uzmanı)
17 soru · Tüm sorular tek sayfada
Güncel veriler ile hazırlanmıştırTürkçe, dil bilgisi kurallarını doğru kullanma ve okuduğunu anlama becerisini ölçen temel bir derstir.
Bu test, paragraf yorumlama, sözcük anlamı ve cümle bilgisi konularındaki yetkinliğinizi artırmak için hazırlanmıştır.
Toplam 17 sorudan oluşan bu testi çözerek hem bilginizi sınayabilir hem de eksik olduğunuz konuları tespit edebilirsiniz.
Soru sormakla başlar ilk bilinçlenme; sorularla çevresini, insanları, dünyayı keşfeder çocuk. Neler sormaz ki! Ver karşılığını verebilirsen! Yepyeni izlenimlere açılan kapılardır çocuk soruları. Tek başına birer şiirdir onlar. "Kuş niye uçar kedi neden uçmaz? İnsanlar neden büyük?" Daha neler neler...
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir'?
Büyük şşşehir, bize kiminle birlikte olmamız konusunda bir seçme olanağı vermiyor. Otobüse ya da dolmuşa, durakta öbeklenmis olanlar kimlerse, onlarla biniyorsunuz. Oysa eskiden İstanbul'da taşıtlara binenler birbirlerini tanırlardı. Ozellikle Boğaz vapurlarında yolcuların birbirlerini tanımaları çok doğaldı. Hatta iskelede birbirlerine yol vermeye çalışırken, vapuru dakikalarca bekletenler olurdu. Artık böylelerine rastlamak mümkün değil.
Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
Evimizin çok yakınında bir meydan vardı. Hatta sonları burada toplanır, gün batımına kadar oynardık. Köyü çevreleyen düzlükler, düzlüklerin bittiği yerde başlayan ağaçlıklar vardı. Çoğu zaman ta oraya kadar gider, kekik kokan havayı teneffüs ederdik. Elektrik olmadığı için akşamları gaz lambası önünde ders çalışırdık. Kasabaya varmak için saatler süren yolculuğu unutmak mümkün mü? O yıllarda bu küçük köyden ayrılmayı hayal bile etmezdik. Ama gün geldi oldu. Büyük kentler de hoşuma gidiyor, onların da kendince güzel yönleri var. Ama aslını sorarsanız o günleri arıyorum. Çalılık meydan, bakımsız yollar tüm sıcaklık ve canlılığıyla gözümde tütüyor.
Bu sözleri söyleyen kişi aşağıdakilerden hangisini özellikle vurgulamak istemektedir?
İçimde bir sıkıntı, bir bunalma, bir bıkkınlık olduğu zaman, kendimi her şeyin boşluğuna, anlamsızlığına bıraktığım anlar olur. Böyle zamanlarda bir hastanın ilaç şişelerine sarılışı gibi ben de Sait Faik'in hikayelerine sarılırım. Sevdiğim yazarların her kitabını aynı ölçüde sevmediğim halde Sait Faik'in her kitabında sevdiğim hikâyeler bulurum. Bu hikayelerde beni yaşama bağlayan ve yaşamımı anlamlı kılan özellikler vardır. İşte Sait Faik, bu sırrı yakalamış ve başarılı olmuş ender bir sanatçıdır.
Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?
Türkiye'de kitapçılık, son çeyrek yüzyıl içinde çehre değiştirdi. Öncelikle kitabı seven, işinin manevi boyutuyla tatmin olan bir kitapçı türü vardı eskiden, şimdi sayıları enikonu azaldı o insanların. Yalnızca kitap satan, iyi "çeşit" bulunduran pek az dükkan görüyoruz. Çoğu, kırtasiye, kaset, oyuncak hatta başka tüketim malları bulunduruyor. Vitrine, kolay satılan maldan başkası zor giriyor.
Bu parçanın bütününde yazar aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
Karadeniz'le Akdeniz'in kucaklaştığı, Asya'yla Avrupa'nın yeşillikler ve mavilikler ortasında yüz yüze geldiği, uygarlıklar, kültürler köprüsü olan İstanbul, doğal ve kültürel zenginlikleriyle birçok sanatçıya esin kaynağı olmuştür. Edebiyatımızda en çok şiir İstanbul üzerine yazılmıştır. Müziğimizdeki ölümsüz yapıtların pek çoğu İstanbul'la ilgilidir. En güzel mimari eserler İstanbul'u donatmıştır. 18. ve 19. yüzyılda minyatürlere, gravürlere konu olmuştür İstanbul. Kimi Avrupalı ressamlar da İstanbul'a gelmeden İstanbul yaşantısını tuvallerine yansıtmışlardır. Cumhuriyet dönemi ressamları da İstanbul tutkusunu yoğun biçimde yaşadılar. Kısacası, İstanbul'u görüp de yapıtına yansıtmayan sanatçı yok gibidir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır'?
Günümüz sanatçısı kural dinlemeyen, yenilik yolunda ilerleyişine engel olan kuralları çiğnemekten çekinmeyen sanatçı durumundadır. Gerçi kuralsız bir sanat düşünülemez; yenileşme, değişme kuralların yenileşmesinden, değişmesinden başka bir şey değildir; ama sanatcı bağı koparırken bir baskıdan kurtulmanın sevinci içinde, çoğu zaman kendini alabildiğine özgürlüğe gidiyor sanır. Oysa sanatta tam bir özgürlük yoktur. Kurallar ölüyor, doğuyor, daralıyor, genişliyor, çoğalıyor, azalıyor, ama büsbütün ortadan kalkmıyor. "Her şey değişti, kural mural kalmadı artık." diyoruz, sonra bir de bakıyoruz ki yepyeni kurallar arasındayız.
Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?
Karşımıza çıkan olayları, nesneleri, insanları gören, onlarla alışverişte bulunan biz değiliz sanki. Bakarken başkalarının gözünü ödünç alıyor, işitirken kulak dolgunluğuyla işitiyoruz. Oturuştan kalkışa, eğlenmeden dinlenmeye hep başkalarını örnek alıyoruz. Başkalarının hoşlandığından hoşlanmaya özen gösteriyoruz. Beğenilerimiz başkalarının beğenileriyle uyuşmayınca canımız sıkılıyor. Herkesin sevdiğini sevmeyince, herkesin kınadığını kınamayınca içimiz rahat etmiyor. Herkesin üzüldüğüne üzülmek, herkesin alkışladığını alkışlamak üzere kurulmuşuz sanki.
Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
İlkyaz gelip kapıya dayandı işte... Bir kitabımda dediğim gibi, her ilkyaz bir devrimdir. Doğada, kişide, dünyada... Bir yenileşme, umutların güçlenmesi, özlemlerimizin elle tutulur olması, ya da bize öyle gelmesi... Bugün nisanın yedisi... Dün birden bire balkondan içeri bir minik serçe girmez mi? Eşim "Hoşgeldin ilkyaz" diye karşıladı. İlk müjdecisi bu yılın. Derken bir minik serçe daha belirdi, herhalde sevgilisiydi. Parmaklıkların üstünde buluştular, yanyana durdular, söyleştiler, sonra çekip gittiler karşı evin damına .
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
İnsanoğlunun yaşama hakkını savunmayan yaklaşımların "insan hakları" nı birer kalıp olarak kullanmaları durumunda kendilerini benimsetebilme şansları yoktur. Hele sanatta ve edebiyatta kendini teknik becerinin, zanaattaki yetkinliğin çekiciliğine, bu becerinin neye hizmet etmesi gerektiğini unutacak kadar kaptırıp, kulağa ve göze hoş gözükmenin sınırlarını aşamamak... Canetti'nin, "Uzun yaşamanın tehlikesi, insanın ne için yaşadığını unutmasıdır." özdeyişinde dile geldiği gibi, nereden yola çıktığının artık hatırlanmasıyla eşanlamlıdır.
Bu parçada yazar düşüncesini geliştirmek için aşagıdakı yollardan hangisine başvurmuştür?
Şairler bir şey anlatarak da, anlatmadan da yüzyıllardır şiir yazdılar, yazıyorlar. Benim öykü şiirinden yana sözler etmem bu durumu değiştirmez. Ama bir yazın çevresinde, "Şiirde öykü olmaz." diyenler varsa, onlara karşı, birilerinin de "Şiirde öykü olur." demesi doğaldır. Çünkü yapılan, yapılabilen bir şeyin, yapılmasına karşı çıkmak bir yasaklamadır, her yasak da mutlaka tepki görür. Hiç kimsenin yadsımadığı şiirin sözcüklerle yazıldığı gerçeğine gelince bu durum şiirin içinde düşüncelerin, duyguların yer almasına kesinlikle engel değildir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Sanat eseri yaratıcı bir çabanın sonunda doğar. Başka bir deyişle toplumsal bir çaba olan sanat, aynı zamanda yaratıcı bir çabadır. Burada Alain'in bir sözünü anıyoruz. "Sanat insanın, doğaya eklediği bir şeydir." Estetik çalışmanın manasını oluşturan öğeler doğada varsa da bunları sanat haline getiren insandır. Meydana getirmek sanatın en temel özelliklerinden biridir. Yaratıcı olmamak sanatçı olmamaktır. Kendinden öncekileri çocuğun büyüklerinde gördüklerini yapması gibi taklit edenler sanatçı olamaz. Onları olduğu gibi yazan da sanatçı değildir. Sanatçı bunların hepsinden üstün, hepsini kapsayıcı bir yaratma çabası gösterir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine örnek gösterilemez?
İstanbul'a gökyüzünden bakma fırsatı bulanlar iyi bilirler; çatısız, kırmızı tuğlalı, estetik yoksunu· bir küçük bahçesi, bahçesinde bitkisi bulunma;an, yuzlerce kilometrekarelik dev mahalleleri... Hele de Avrupa seyahatinden dönüyor ve uçak penceresinden İstanbul'u süzüyorsanız, içinizin "cız" etmemesi imkansızdır. Yahya Kemal'in dediği Ankara'nın en çok İstanbul'a dönmesini seviyorum." artık maalesef geçerli değil. Kültürel ve mimari yozlaşmanın "doku" haline geldiği İstanbul'a "dönmek" hiç de sevilecek gibi değil.
Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Hikayelerde sözün ele alınış yolları, biçimin özelliklerini ve görünüşlerini de belirliyor. Gerçekler önünde aktif olan sanatçının giderek değişici, ilerleyici bir biçimi olacaktır. Hikayeci değişen gerçekleri en güzel bir biçimde anlatmaya çalıştığı için biçimleri durmaksızın değişmektedir. Pasif sanatçının ise özünü değişmez olarak kabul etmesi, ister istemez biçim konusunda duruk, değişmez bir tutuma kaydırır onu. Sonunda yerinde saymak ya da kendini tekrarlamak durumuna gelir dayanır sanatçı.
Bu parçada düşünceyi geliştirmek için daha çok aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştür?
Şudur öykünün kuralları dersem, şiirin, romanın kuralları şunlardır, dersem doğru bir şey yapmış olur muyum? ... Kimi zaman, kendi yazdığım şiirler, öyküler, gezi notları, vazgeçilmez sandığım kurallara başkaldırmışlardır. Çünkü her öykünün giderek her tümcenin kendi yasası vardır. Bir tek şeyi açıklıkla söyleyebilirim. İster öykü olsun, ister şiir, ister roman, tümünün de görevi gerçeği anlatmaktır. Her yazı kendi varoluş nedenlerini, yöntemini kendisi yaratır. Yazı, yaşamın kendisi olduğundan böyle olmak zorundadır. Her insanın ölüm karşısında attığı çığlıktır o.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Bunu çözdün — bunları da dene:
ALES, Sayısal ve Sözel olmak üzere iki ana bölümden oluşur; her bölüm 40 sorudan meydana gelir. Sayısal bölümde temel matematik, sayısal mantık ve problem çözme; sözel bölümde ise sözel mantık, okuduğunu anlama ve anlam bilgisi soruları yer alır.
ALES'te başarının anahtarı düzenli pratiktir. Soru başına ortalama 1 dakika süreniz olduğundan hız ve doğruluk birlikte geliştirilmelidir. Analitik düşünme becerisi, her iki bölümde de belirleyici rol oynar.
Çalışma Tavsiyeleri: