1. Bir eleştirmenin, sanat yapıtını değerlendirebilmesi için, o sanat dalından anlaması, onun özelliklerini bilmesi ve kafasında bir ölçü oluşturması gerekir. Yani, bir müzik meraklısının kalkıp edebiyat eleştirisi yapmak istemesi yanlıştır. Bunun gibi, sanat üzerinde sadece genel bazı beğenileri olan birinin, bu beğenilere dayanarak, sanat yapıtını iyidir ya da kötüdür diye yargılaması doğru olmaz. Eleştiri olmaz bu. Çünkü elinde ölçü yoktur bir kere, ölçünün doğrusu ise hiç yoktur. Bu parçada asıl anlatılmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Çoğu eleştirmenin nesnel bir eleştiri ölçüsü yoktur.
- B) Eleştiri yapacak kişi, konusunda bilgili olmalı ve görüşlerini nesnel ölçülere dayandırmalıdır.
- C) Sanat eserinin gücü, herkeste aynı zevki uyandırmasına bağlıdır.
- D) Edebiyatı sevmeyen kişilerin edebiyat eleştirisi yapması doğru değildir.
- E) Her insan, uzman olduğu alanda çalışmalıdır.
2. Romanlarım yayımlanınca, yoğun bir ilgi ve coşkuyla karşılanmadı. Çok az kabul gördüm. İlk yapıtımın karşılaştığı derin sessizlikten sonra, ikinci yapıtım basında geniş yer tuttu ve eleştirmenlerden sert tepkiler aldı. Doğrusu şurada burada birkaç övgü çıkmadı değil; ama onlar da beni büsbütün şaşırtıyordu. Yergilerde olduğu gibi övgülerde de beni en çok şaşırtan, geçmişin büyük romanlarının değişmez bir örnekmiş gibi sürekli önüme sürülmesiydi. Bu parçada yazar aşağıdakilerden hangisine değinmemiştir?
- A) Eleştirmenlerin, eserlerini anlamak için çaba göstermediğine
- B) Hakkında yapılan yergiler kadar övgülerin de şaşırtıcı olduğuna
- C) Eski romanların bir model olarak öne çıkarılmasını garipsediğine
- D) Basının, yapıtlarını acımasızca eleştirdiğine
- E) Romanlarının fazla ilgi görmediğine
3. Okumayı severim; ancak çok okuyan bir kişi olduğumu söyleyemem. Çoğu zaman, aldığım kitabı biraz karıştırdıktan sonra, beni sıkıyor diye bırakırım. Bırakmamalı. Birtakım kitaplar vardır, sıkılsak da, kolay kolay anlamasak da onları okumalıyız. Yenmeliyiz sıkıntıyı. Anlamaya gelince; ne biliyoruz anlamadığımızı? Anlamak bir bakıma alışmak demektir. Kişi, alıştırmalıdır kendini anlamaya, ilk okuyuşta anlamadığımız, tat almadığımız bir kitabı elimizden atmak; düşüncemizi işletmek istemediğimizi gösterir. Bu parçada yazar, aşağıdakilerden hangisine değinmemiştir?
- A) Okumaktan vazgeçmenin, düşünmekten vazgeçmek demek olduğuna
- B) Kitabı anlamanın alışmaya bağlı olduğuna
- C) Bazı kitapların okunmasının gerekliliğine inandığına
- D) Kitap okumayı çoğunlukla sıkıcı bulduğuna
- E) Okumanın önemine inanmadığına
4. Baki, şiirlerinde aruz veznini büyük bir ustalıkla kullanarak, şiirin dille uyumunu sağlamış, yalnız öz olarak değil, biçim yönünden de kusursuz gazeller, kasideler yazmıştır. Aruza uymayan Türkçe sözcükleri şiir dilinden uzaklaştırmış, yeni bir şiir dili oluşturmaya çalışmıştır. Böylece Baki, İstanbul aydınının Türkçesini Divan şiirimizin ortak dili durumuna getirmek istemiştir. Bu parçaya göre Baki ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Şiirde süslü, sanatlı bir dil kullanmıştır.
- B) Aruz ölçüsünü başarıyla kullanmıştır.
- C) Özgün bir şiir dili oluşturmak için çaba göstermiştir.
- D) Şiiri biçim bakımından mükemmeldir.
- E) İçerik yönüyle kusursuz gazelleri vardır.
5. "Sanat sanat için midir, yoksa toplum için midir?" der dururuz. Elbette toplum içindir. Toplum için olmayan bir şey yoktur ki, sanat olsun. Ama sanatın toplum için olması ne demek? Yani sanat, toplumun sorunlarını ele alsın, bunları halletsin, sonuçlarını da halka bildirsin, öyle mi? Bunu pek kabul edemiyorum. Çünkü o işleri yapmak için elimizde başka araçlar var. Sanatın işi, sadece kendi diliyle ilgi uyandırmak ve yol göstermektir. Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerin hangisidir?
- A) Sanat, toplumdaki problemleri çözdüğü ölçüde görevini yapmış olur.
- B) Sanat, toplum sorunlarını çözerken, çeşitli araçlar kullanmalıdır.
- C) Sanat, insanlara yaşama zevki aşılamalıdır.
- D) Toplumdaki her şey gibi, sanat da insan içindir.
- E) Sanatın görevi, halkın problemlerini çözmek değil, insanları aydınlatmaktır.
6. Ahmet Kutsi gerçek bir şairdi. Başlangıçtaki karak- 7. terine en yakın olan çıkış çizgisini kaybetmeyip, folklora olan yakınlığı ve şiiri halka yaklaştırma çabasıyla, en olgun yıllarını ziyan etmiş olmasaydı hiç şüphesiz yeri çok daha yukarılarda olurdu bugün. Gençliğinde yayımladığı "Şiirler" adlı küçük bir kitap dışında sayısı pek çok olan şiirleri henüz kitap haline getirilmedi, hatta bir kısmı hiç yayımlanmadı. Bunların bir an önce gün ışığına çıkarılması Tecer'in Türk şiirindeki yerinin daha doğru biçimde saptanması için gereklidir. Bu parçada Ahmet Kutsi Tecer ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Tek şiir kitabını, gençlik yıllarında yayımladığına
- B) Şiirlerinin önemli bir kısmının kitap halinde yayımlanmadığına
- C) Şiire başladığı dönemdeki anlayışını sürdürmüş olsa daha başarılı olacağına
- D) Halk edebiyatı ile ilgili eserlerinin olduğuna
- E) Şiir anlayışını zamanla değiştirdiğine
7. Şiiri düzyazıya yaklaştıran ya da ondan uzaklaştıran, konusu değildir. Her konu, her tem şiire girebilir, duygunun olduğu kadar, düşüncenin de şiiri yazılabilir. Burada önemli olan konunun ortaya konuş, işleniş biçimidir; kısacası, şiirin kendine özgü imgeselliği, estetik yapısı, ses ve çağrışım düzenidir. Bu parçada şiirle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Duygunun yanında düşünceleri de yansıtabileceği
- B) Her türlü konunun işlenebileceği
- C) Düzyazıdan anlattıklarıyla değil, anlatımıyla ayrıldığı
- D) İçerik bakımından düzyazıdan farklılıklar gösterdiği
- E) Kendine özgü sözcüklerle oluşturulduğu
8. Kişiyi yaşamaya itiyordu Sait Faik. Zorla değil; kanıtlayarak, açıklayarak, ikna ederek ... Çünkü gerçekte o da yaşama genel anlamda bağlılık duymaktan uzaktı. Bu yüzden karamsar bir hava sezilirdi yazılarında. Yaşamak için bir hırsı, isteği yoktu ya da öyle sanılırdı. Fakat bize bıraktığı iki romanı, yüzlerce öyküsü, şiirleri kişiyi yaşamaya, hayatın bütün güzelliklerini tatmaya bir çağrıdır. İlk bakışta karamsar gibi gelen yaşam izlenimleri üzerinde biraz durunca bunların, umutsuzca seven büyük bir şairin aşırı duygu taşkınlıklarından doğan geçici bir karamsarlık olduğu görülür. Bu parçada Sait Faik'le ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemistir?
- A) Yapıtlarının kişilerde yaşam isteği uyandırdığına
- B) Değişik türlerde yapıt verdiğine
- C) Şiirleriyle, karamsarlık ve umutsuzluk aşıladığına
- D) Yapıtlarında aşırı duygulanmaların izlerinin olduğuna
- E) Yapıtlarında karmaşık duyguların yer aldığına
9.
Şunu artık kabullenmemiz gerekiyor: Türk insanı yavaştan da olsa zihinsel bir devrim yaşıyor. Kalitenin, nitelikli olanla olmayanın ayrımına varıyor ve yaşamının hemen her alanında "daha iyi"nin peşine düşüyor. Giyimde, eğlencede, yemekte, alışverişte hem nitelikli hem de iyi hizmet sunan kurumları, markaları arıyor insanlar. Ekonomik gücünün yettiği ölçüde daha iyi bir yaşam standardına geçmeyi arzu ediyor.
Bu parçada Türk insanıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?
- A) Başkalarının telkinlerine açık olduğu
- B) Nitelikli bir yaşam düzeyine ulaşma arzusunda olduğu
- C) Kaliteliden çok, reklamı yapılanı tercih ettiği
- D) Ekonomik gücünün bilincinde olduğu
- E) Teknolojik yeniliklere çabuk ayak uydurduğu
10.
Hayır, bunu kabul etmiyorum. Hikayeciliğimizin büyük bir bunalıma girdiğine ve gitgide okurunu yitirdiğine inanmıyorum. Her çağda hikayecilik 'yeni ve kendine özgü'yü ararken bir bunalıma düşmüş gibi görünür. Çünkü her kuşak, kendinden önceki kuşaklardan ayrı bir anlatım bulmak zorundadır ve bunun çabası içindedir. Bu da insanlarda hikayeciliğin bunalıma girdiği izlenimini uyandırır. Oysa hikâye zorlaşabilir ama hiçbir zaman çıkmaza girmez, gerilemez.
Bu sözler, aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı olabilir?
- A) Hikâye yazmanın zor olduğunu kabul ediyor musunuz?
- B) Hikayelerinizi yazarken çok zorlandığınız doğru mu?
- C) Hikayeciliğimizin bunalımda olduğunu kabul ediyor musunuz?
- D) Hikayeciliğimizin özgünlüğe ulaşamadığı doğru mu?
- E) Hikayeciliğimizin çok mesafe katettiğini düşünüyor musunuz?
11. Her romancı, kalıcı olma düşü kurar. Bu en doğal hakkıdır onun. Bu amaçla da gece demez gündüz demez türlü fedakarlıklara katlanır. Üslubunu, tekniğini geliştirmek için romanını tekrar tekrar yazar. Gerektiğinde yazdığı nüshaları yırtar atar ve işe sıfırdan başlar. Fakat bütün bu çabalar, onu roman alanında unutulmaz sanatçılar arasına sokmaya yetmez. Çünkü bir romancının geleceğe kalabilecek yapıtlar verebilmesi, alt yapısının sağlam olmasına bağlıdır. Buna dikkat etmediğinde onun geleceğe kalması söz konusu olamaz. Bu parçada romancı ile ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yapıtını tekrar tekrar yazmayı göze alamayan bir romancının başarılı olması çok zordur.
- B) Bütün romancıların en büyük hayali, unutulmaz sanatçılar arasında yer almaktır.
- C) Romancının kalıcı yapıtlar verebilmesi, sağlam bir birikime sahip olmasına bağlıdır.
- D) Deneyim kazanmadan yapıt veren bir romancı kendisine zarar verir.
- E) Kusursuz bir üsluba ulaşamayan romancının başarılı olmasına olanak yoktur.
12. İstanbul meyvelerin otağıymış bir zamanlar. Arnavutköy'de yetişen yuvarlak, pembe, harika kokulu Osmanlı çileği, Beykoz'un kavak incirleri, Çengelköy'ün ayvaları meşhurmuş. O dönemlerde İstanbullular, bahçeleriyle kendileri uğraşırlarmış. Bahçe sahipleri arasında değişik ve hoş bir meyveyi yetiştirme rekabeti bile varmış. Şimdilerde ne meyveden ne ağaçlarından ne de bahçeyle uğraşanlardan eser kaldı... Bu parçadan aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
- A) İstanbulluların güzel meyve yetiştirmek için birbiriyle yarıştığına
- B) İstanbul'da yetişen meyvelerin çok lezzetli olduğuna
- C) İstanbul'da eskiden birçok meyvenin yetiştiğine
- D) Meyve ağaçlarına yeni nesil İstanbulluların zarar verdiğine
- E) İstanbul'un, adını dünyaya meyve bahçeleriyle duyurduğuna
13. Bu usta kalemin yazılarını nerede gördüysem kaçırmadım, hemen okudum. Yazdığı dil yazılarıyla ufkumu genişlettiği gibi, yazıya, sözcüklerin dünyasına, anlama, anlamaya, öz Türkçeye, dil kirlenmesine... nasıl bakılması gerektiğini de ondan öğrendim. Türkçenin geçirdiği evreleri, kirlenmemesi uğruna verilen savaşımı, dilimizin arılaştırılmasına nasıl özen gösterilmesi gerektiğini, yazma ve anlama bilincinin geliştirilmesi için neler yapılması gerektiğini de yine onun yazılarından öğrendim. Bu parçanın yazarı, sözünü ettiği yazarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisini vurgulamak istemiştir?
- A) Dil konusunun dışında bir eser ortaya koymadığını
- B) Sürükleyici bir söyleyişinin olduğunu
- C) Türkçenin dünya dili olması için mücadele ettiğini
- D) Dil alanındaki çalışma ve yazılarıyla kendisini etkilediğini
- E) Türkçenin sadeleşmesini yazın amacı olarak gördüğünü
14. Ben yazarken çok sabırlı değilim. O anda aklıma gelenleri kaçırmamak için durmadan, yazıyorum. Böyle olunca da üslupla ilgili kusurlarım kaçınılmaz oluyor. Doğrusu ben de kusursuz bir üslupla yazmak isterim ama aceleci ve savruk bir şekilde yazdığım sürece bu pek mümkün görünmüyor. Belki yazın yaşamının başında bunun farkında olsaydım, bu konudaki eksikliğimi giderebilirdim. Ancak aradan bunca zaman geçtikten sonra kendimi frenlemem, yapıtlarımda özenli bir üslup kullanmam çok zor görünüyor. Bu parçada yazar, kendisiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisini anlatmak istemiştir?
- A) Hiçbir zaman hatalarının farkına varamadığını
- B) Dilini güzelleştirmeye çalıştığını
- C) Yazılarında özensiz bir üslup kullandığını
- D) Hem içeriğe hem üsluba önem verdiğini
- E) Çok üretken bir yazar olduğunu
15. Bu sanatçımız, yazın alanının hemen her türünde yapıt veriyor. Bunların hemen hepsi de akıcı bir dille yazılmış. Onun yapıtlarının en dikkate değer yönü ise belli temadan çok, farklı temaları işlemesi. Sanırım sanatçı, tek bir temaya bağlı kalmaktan hoşlanmıyor, bu nedenle de yapıtlarında farklı farklı temaları işliyor. Doğrusu onun bu tavrını okurlar başta yadırgıyor ama bir süre sonra buna alışıyor. Demek ki farklı temaları barındıran kitaplar da okurların ilgisini çekiyor. Bu parçaya göre sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
- A) Başarılı olabileceği temaları belirleyip bu temalarla ilgili yapıtlar verdiği
- B) Her yapıtını okurları hesaba katarak kaleme aldığı
- C) Hiçbir yapıtında mesaj verme kaygısı içinde olmadığı
- D) Hiçbir zaman okurlar ne der kaygısına kapılmadığı
- E) Yapıtlarının tek bir tema etrafında örgülenmediği
16. Günümüzde eskisine göre bir hayli yayınevi var. Bu yayınevleri satacak, daha doğrusu kazanç getirecek öykü, roman gibi anlatı türüyle ilgili yapıtlar gördü mü yazarın peşine düşüyor. Ne var ki aynı yayıncılar, iş şiire gelince yan çiziyor. Bir şiir kitabı bastırmak için neredeyse sanatçıdan para isteyecekler. Onların bu tavrı yüzünden nice şiir kitabı okurla buluşamıyor. Her şeyin değerinin parayla ölçüldüğünü görmek şaire çok ağır geliyor. Bu şartlar altında şiirin yol alması, her geçen yıl daha da zorlaşıyor. Bu parçanın yazarı aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
- A) Basılan şiir kitaplarının yeterince satış yapmamasından
- B) Şiirin gelişiminin, anlatı türlerinin çok gerisinde olmasından
- C) Okurların şiire, öykü ve roman kadar ilgi göstermemesinden
- D) Yayınevlerinin şiir kitabı basma konusunda isteksiz olmasından
- E) Yayınevlerinin şiir kitaplarına çok düşük telif ücreti önermelerinden
17.
(I) Eleştirmenlerin, yapıtlara yönelik kalıplaşmış, hatalı bakış açıları vardır. (II) Bu hatalardan biri de, yazarla roman kahramanlarını özdeşleştirmektir. (III) Roman kahramanlarının ağzından çıkan her sözü yazarın düşüncesi olarak değerlendiren, onlarda bulduğu kişilik kusurlarını yazarla bütünleştiren böyle bir eleştiriyi ciddiye almak olanaksızdır. (IV) Romanlarda yazar, toplum sorunlarını yansıtırken tarafsız bir yol izler. (V) Bu mantık geçerli olsaydı, bir katilin iç dünyasını anlatan roman yazarı hakkında hemen suç duyurusunda bulunmak gerekirdi. (VI) Örneğin, Dostoyevski "Suç ve Ceza" adlı eserini kaleme aldıktan sonra, hemen cinayetten tutuklanmalıydı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) II.
- B) III.
- C) V.
- D) VI.
- E) IV.
18.
Ünlü sanatçı, ilk kez bu kitabında kendini edebi eserlerin eleştirisi ile bu denli sınırlamış.--- Böylece onun yazılarında, her zaman görmeye alıştığımız toplumbilim, siyaset, ideoloji ve bunların birbiriyle ilişkisi değil de sadece onun şiir ve şairlerle ilgili düşünceleri çıkıyor karşımıza.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) Ne var ki bu esere eleştiri yerine, çok değişik alanlarla ilgili olarak yazarın görüşlerini yansıtan bir kitap demek daha doğru olur.
- B) Ancak bilim, sanat ve diğer alanlarla ilgili görüşlerini açıklaması bir alışkanlığın sürdüğünü gösteriyor.
- C) Hatta bu sınırı daha da daraltarak yalnızca şiirlerle ilgili düşüncelerini bir araya toplamış.
- D) Oysa sanatçının diğer eserleri incelendiğinde içerik olarak onların da buna benzediği görülür.
- E) Üstelik edebiyatın kapsamına girmeyen birçok bilim dalıyla ilgili düşüncelerini de dile getirmiş.