Logo Sınav Çöz
Ana Sayfa Kategoriler Forum Giriş Yap Destek
Reklam
Bu test yalnızca eğitim amaçlıdır. Platformumuz ÖSYM, MEB veya herhangi bir resmi kurum tarafından işletilmemektedir. Resmi sınav bilgileri için ilgili kurumların sitelerini ziyaret ediniz.

ALES Türkçe Paragraf Soruları

ALES » Kategori

Yazar: Sınav Çöz Ekibi (Eğitim Uzmanı)

20 soru · Tüm sorular tek sayfada

Güncel veriler ile hazırlanmıştır

Türkçe, dil bilgisi kurallarını doğru kullanma ve okuduğunu anlama becerisini ölçen temel bir derstir.

Bu test, paragraf yorumlama, sözcük anlamı ve cümle bilgisi konularındaki yetkinliğinizi artırmak için hazırlanmıştır.

Toplam 20 sorudan oluşan bu testi çözerek hem bilginizi sınayabilir hem de eksik olduğunuz konuları tespit edebilirsiniz.

Soru 1

Kleber Haedens, "Şiir tanımlansaydı, yüz türlü değil; bin türlü tanımı olurdu onun." diyor. Gerçekten de şiir hakkında yapılmış sayısız tanım, onu bu sözünde haklı çıkarıyor. Farabi, şiirde iki temel ögeden söz eder: Sözcükler ve onların bir araya getirilişindeki esas. Valery: "Şiir, sesle anlamın birleşmesidir." der. Platon, şiirin büyülü bir söz olduğunu düşünür. Mallarme'nin bu konudaki görüşü ise, şiirin fikirlerle değil, kelimelerle yazıldığıdır.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Şiirde ahenk ve ritmin öne çıktığı
B) Şiirin, nesirden apayrı bir tür olduğu
C) Şiir tanımlarında belli bir noktada birleşildiği
D) Şiirin sözcük seçimine dayandığı
E) Şiiri herkesin kendisine göre tanımladığı
Soru 2

Bir edebiyat dergisinin yayın yönetmeniyken, dergiye gelen kötü şiirlerin şairlerine, şiirlerinin kusurlarını belirterek, yayımlanmayacağını bildiren mektuplar yazıyordum. Bir iki ay sonra aynı şiirlerin başka bazı edebiyat dergilerinde yayımlandığını görünce çok şaşırdım. Çünkü bu şairler bire bir eleştiriden bile bir şey almayan kişilerdi. Ama asıl sorun, dergilerin seçici olmamasında; önüne geleni sayfalarına aktarmasındaydı. Oysa onlara yazdıklarının iyi şiir olmadığı, bir biçimde hissettirmeliydi. Bu yapılmadı ve bazı editörlerin iyi şiir için yaptıkları uyarılar, karşılıksız ve nafile bir uğraş olarak kaldı.

Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?

A) Edebiyat dergilerinin, şairlerin şiirlerinden çok siyasal görüşlerine önem vermesinden
B) Bazı edebiyat dergilerinin, yayımlayacakları şiirler konusunda seçici davranmamasından
C) Dergilerde şiiri yayımlanan genç şairlerin yaratıcılıklarını yitirmesinden
D) Edebiyat dergilerinin şiire gerektiğinden fazla yer vermesinden
E) Son yıllarda edebiyatımızda nitelikli şiir yazan şairlerin yetişmemesinden
Soru 3

Şiir yazmak sanattır. Kendi estetik yapısı içinde bahçesinin çitlerini geren bir sanat. Yazılmış bir şiirin okuru olmak da bu sanatın yakınında duran ama kendisi olmayan başka bir sanattır. Belki yan bahçedir, belki de çitin yanından geçen patika yol. Şiir okurlarını, sanatçı payesiyle selamlıyorum.

Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir?

A) Şiir yazmak kadar şiir okumanın da bir sanat olduğu
B) Güzel şiir okumak için bir eğitimden geçmek gerektiği
C) Şiir okumanın, şiir yazmak kadar zor olduğu
D) Şiir yazmanın öteki edebi türlerden farklı özellikleri olduğu
E) Güzel şiir yazan herkesten, güzel şiir· okumasının beklenemeyeceği
Reklam
Soru 4

Hangi televizyon kanalının kültür sanat programı var, merak ediyorum. Bir iki radyo programı, hepsi bu. Gazetelerdeki kültür sanat sayfalarının durumu ise içler acısı. Niteliksiz şiirler, yazılar... İnsanlar politika, spor ve güncel haberler kadar bu tür kültür sanat faaliyetlerden de haberdar olmak istiyor. Bir sanat haberi, kendine ne zaman bir spor haberi kadar yer bulursa, o zaman medya kültür ve sanat konusunda üzerine düşeni yapmış olacak.

Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden yakınılmaktadır?

A) Medyada kültür sanat etkinliklerinin yeterince yer bulamamasından
B) Dergilerde kültür sanat için hiç sayfa ayrılmamasından
C) Televizyonların nitelikli müzik yayını yapmamasından
D) Kültür ve sanat programlarında sadece, kitap tanıtımı yapılmasından
E) Gazetelerin spor için çok fazla sayfa ayırmasından
Soru 5

(I) Sinema, hiçbir zaman tiyatronun yerini tutamaz. (II) Çünkü tiyatronun işlevi farklıdır. (II) Kökeni tarihin derinliklerindedir. (IV) Belki belli dönemlerde sinemaya göre seyircisi azalmış; zaman zaman krizler de geçirmiş olabilir. (V) Ama bütün bunlar, gerçeği değiştirmez.

Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi parçanın ana düşüncesi olmaya en uygundur?

A) I.
B) IV.
C) II.
D) III.
E) V.
Soru 6

Dil eğitimi ile ilgilenen birçok uzmana göre dil becerileri içinde en zor gelişeni yazma becerisidir. Yazma becerisinin zaman alan, düşünmeyi gerektiren, dilin kurallarına uyulması zorunluluğunu gözeten planlı bir süreç olduğu belirtilmektedir. Elbette herkes büyük yazar olamaz ama doğru yazma becerisini kazanabilir. Kişi, yazma yeteneğine sahip bir şekilde dünyaya gelmez. Bu, doğrudan doğruya eğitimle elde edilen bir beceridir. Bu beceri, elverişli ortamda, uygulama ve denemelerle, özen ve çaba ile kazanılır.

Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılabilir?

A) Yazma yeteneği çalışılarak geliştirilebilir.
B) Yazma, kuralları olmayan bir etkinliktir.
C) Yeteneği olmayan kişiler yazar olamaz.
D) Yeteneği olmayanlar eğitimle yazar olamaz.
E) Yazarlık, doğuştan gelen bir yetenektir.
Reklam
Soru 7

Türk edebiyatında roman, toplumsal sorunları tartışmak amacıyla kaleme alındığı için, bu romanlar üzerine yapılan incelemelerde de romanın tekniğinden çok, içeriği dikkate alınmış,·"nasıl" yazıldığı değil "ne" söylediği önemsenmiştir. İçerik Türk romanı için öylesine belirleyici olmuştür ki eleştirilerinde iki ucu dengelemeye çalışan Berna Moran bile romanımızın, içeriğine yaslanmadan okunamayacağı kanısına varmıştır.

Bu parçada Türk romanıyla ilgili anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Okuru gerçek yaşamdan uzaklaştırdığı
B) Anlatımdan çok, konunun öne çıktığı
C) Biçimsel özelliklerinin önemsendiği
D) Teknik bakımdan yetkinliğe ulaşamadığı
E) Belli bir birikimin ürünü olduğu
Soru 8

Türkiye'de sanat alanında en önemli sorun eleştiri eksikliği. insanlar okuduklarında tepkilerini bir şekilde bana ulaştırabiliyorlar. Ama asıl ihtiyacımız olan şey bu değil. Doğru dürüst bir edebiyat eleştirisinin olması lazım. Şimdiye kadar yazdıklarımla ilgili okuduğum kayda değer eleştirilerin toplamı dört sayfayı geçmez. Halbuki, birileri bizim için birtakım şeyler yazacak, eksiklerimizi gösterecek ki daha iyisini yapabilelim.

Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?

A) Ülkemizde sanatçıyı yetiştirecek bir edebiyat ortamının bulunmayışından
B) Okurların sanatçılara karşı ilgisiz oluşundan
C) Edebiyatımızda yeterli bir eleştirinin olmayışından
D) Eleştirmenlerin eserden çok, eserin yazarını eleştirmesinden
E) Sanatçıların okurun görüşlerine değer vermeyişinden
Soru 9

Bir TV kanalında ayrılıkları sonlandıran bir program yayınlanıyor. Bu programı izleyenler, herhalde çoğunluktadır. Aslında acıklı sahneleri izlemeyi pek sevrnem ama, ben de bu ilgi çekici televizyon yapımına kayıtsız kalarnıyorum doğrusu. Hayatın kendisini getiriyor ekrana da ondan. Aşk, sevgi, aile kavramı etrafında yoğunlaşan kesitlerde yaşanmış, parçalanmış birliktelikleri, pişmanlıkları, af dileyişleri, sevgi sözcüklerini, hataların itiraflarını izliyoruz...

Bu parçanın yazarının sözünü ettiği TV programını izlemesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ayrılanları bir araya getirmesi
B) Etkileyici bir sunumunun olması
C) Acıklı sahneleri gözler önüne sermesi
D) İzleyici çekmek kaygısıyla hazırlanmaması
E) Gerçek yaşamı yansıtması
Reklam
Soru 10

"Dili anlamamak" mazeretine sığınılıp müfredat değiştirilmeye, anlaşılmayan yazar ve şairler ikinci plana atılmaya kalkıldığında, karşımıza hiç de arzu etmediğimiz sonuçlar çıkabilecek. Bu "müfredat dışı bırakma"nın bir sınırı da yok açıkçası. işin gerçeği, son derece ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Fedakarlık ede ede, "gençler anlamıyor" gibi masum (!) bir gerekçenin ardına sığına sığına Türkçe'yi bir hayli daraltmış, artık temel eserlerden bile vazgeçebilecek bir kerteye gelmiş bulunuyoruz.

Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden yakınılmaktadır?

A) Dili anlaşılmıyor gerekçesiyle birçok önemli yapıtın müfredattan çıkarılmasından
B) Sık sık müfredat değiştirmenin, eğitim sistemini olumsuz etkilemesinden
C) Gençlerin çok az bir sözcük dağarcığına sahip olmasından
D) Gençlerin Türkçe'nin klasikleri sayılabilecek yapıtları bile bilmemesinden
E) Kimi yazarların okunmamayı göze alarak bilinmeyen sözcükler kullanmaya devam etmesinden
Soru 11
Kişiyi yaşamaya itiyordu Sait Faik. Zorla değil; kanıtlayarak, açıklayarak, ikna ederek ... Çünkü gerçekte o da yaşama genel anlamda bağlılık duymaktan uzaktı. Bu yüzden karamsar bir hava sezilirdi yazılarında. Yaşamak için bir hırsı, isteği yoktu ya da öyle sanılırdı. Fakat bize bıraktığı iki romanı, yüzlerce öyküsü, şiirleri kişiyi yaşamaya, hayatın bütün güzelliklerini tatmaya bir çağrıdır. İlk bakışta karamsar gibi gelen yaşam izlenimleri üzerinde biraz durunca bunların, umutsuzca seven büyük bir şairin aşırı duygu taşkınlıklarından doğan geçici bir karamsarlık olduğu görülür. Bu parçada Sait Faik'le ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemistir?
A) Yapıtlarının kişilerde yaşam isteği uyandırdığına
B) Değişik türlerde yapıt verdiğine
C) Şiirleriyle, karamsarlık ve umutsuzluk aşıladığına
D) Yapıtlarında aşırı duygulanmaların izlerinin olduğuna
E) Yapıtlarında karmaşık duyguların yer aldığına
Soru 12

Henüz ilkokul öğrencisiyken, kendi kendime öyle bir meslek bulmalıyım ki bu öğrencilik işi hiç bitmesin, demiştim. Sonuçta öğrenciliğimi hiç bitirmeyecek şekilde uzatmanın yolunu buldum. Bu yol, gazete ve dergilerde yazmaktı. O gün bugündür dergilerde, gazetelerde edebiyattan diğer sanat kollarına, politikadan ekonomiye, bireysel duyarlılıklardan toplumsal gerçeklere kadar farklı konularda ödev yapar gibi yazıyorum. Sağ olsunlar, dergidekiler de huyumu bildikleri için çok ödev veriyorlar bana. Ben de ödevlerimi yetiştirmeye çalışıyorum.

Bu parçada yazarın kedisiyle ilgili olarak anlatmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Uzun zamandır dergi ve gazetelerde çeşitli konularda yazılar yazdığı
B) ilkokul yıllarında aldığı eğitimin, kişiliğinin oluşmasında etkili olduğu
C) Gazete ve dergilerdeki yazılarının okurlarca çok beğenildiği
D) Meslek seçiminde ilkokul yıllarındaki telkinlerin etkili olduğu
E) Dergi ve gazetelerde çıkan yazılarını kitaplaştırma olanağı bulamadığı
Reklam
Soru 13

Yazarlarımızın, romanlarını, oyunlarını ya da hikayelerini yazınsal bir dille yazma kaygısı içinde oldukları anlaşılıyor. Ne var ki onların yazınsal dilden anladıkları, genellikle edebiyat yapma oluyor. Oysa yazınsal dil, bir sözde açıkça söylenmeyen şeyin, o sözün kullanıldığı bağlamdan çıkarılabileceği ilkesiyle ortaklık taşır. Söylenmeyenin söylenenden çıkarılabilmesi, yazınsal söylemin temelidir. Dolayısıyla yazarlarımızın yazınsal dil konusunda doğru olmayan bir yolda yürüdükleri bir gerçektir.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yazarların, yazınsal dil konusunda bir yanılgı içinde oldukları
B) Yazarların, yapıtlarında sanat kaygısını her şeyin üstünde tuttukları
C) Yazarların, yazınsal dilin gelişmesi için yeterince çaba göstermedikleri
D) Yazarların, dil konusunda fazla duyarlı davranmadıkları
E) Yazarların, yapıtlarının diliyle ilgili eleştirilere kulak vermedikleri
Soru 14

Dikkat ederseniz, gerçek azanların çoğu, gösterişi sevmeyen, az konuşan, hatta düzyazıya yüz vermeyen kişilerdir. Örneğin Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiir konusunda yazılmış kaç yazısını anımsıyorsunuz? isterseniz şöyle sorayım: Siz hiç Dağlarca'nın düzyazısını okudunuz mu? Okuyamazsınız, çünkü o şiirden başka bir şey yazmamıştır.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Şairliğin zorlu ve sıkıntılı bir yolunun olduğu
B) Gerçek şairlerin, şiirden başka bir türle ilgilenmediği
C) Büyük şairlerin gösterişsiz bir yaşam sürdükleri
D) Düzyazı ile uğraşanların şiir yazmaması gerektiği
E) Şairlerin doğal bir Türkçe kullandıkları
Soru 15

(I) Sinema, hiçbir zaman tiyatronun yerini tutamaz. (II) Çünkü tiyatronun işlevi farklıdır. (III) Kökeni tarihin derinliklerindedir. (IV) Belki belli dönemlerde sinemaya göre seyircisi azalmış; zaman zaman krizler de geçirmiş olabilir. (V) Ama bütün bunlar, gerçeği değiştirmez.

Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi parçanın ana düşüncesi olmaya en uygundur?

A) III.
B) I.
C) IV.
D) II.
E) V.
Reklam
Soru 16

Halkımızın geneline baktığımızda bir sözcüğün nasıl yazılacağı, noktalama işaretlerinin hangi durumlarda nasıl kullanılacağı, sözcükleri hangi durumlarda bitişik ya da ayrı yazacağımız gibi konularda hep bir tartışma ortamının olduğunu görüyoruz. Tüm iyi niyetli çabalara karşın, bu konularda bir türlü uzlaşılamıyor. Bunun sonunda da yazılı metinlerde herkes ayrı bir yol tutturmuş gidiyor. Bu alanda bir uzlaşma gerçekleştirilemeyince imla birliği de sağlanamıyor.

Bu parçada yazarın anlatmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yazımda birliğin sağlanması için edebiyatçıların önderliğine gereksinim duyulduğu
B) Toplumumuzda yazım kuralları konusunda ortak bir anlayışın benimsenmediği
C) İmla konusunda birlik sağlanması için zorlayıcı yöntemlere başvurulmaması gerektiği
D) Toplumumuzda farklı kültür katmanlarına ait insanların farklı sanatçıları beğendiği
E) Yazılı bir metinden, onu okuyan herkesin aynı düşünceyi çıkarması gerektiği
Soru 17

Yazınsal yapıtlar ancak okur için ve onun aracılığıyla vardır. Okuyucu bir yapıtı okurken, hem keşfettiğinin hem de yarattığının bilincine varır; yaratırken keşfettiğini, keşfederken yarattığını fark eder. Çünkü okumak, makinesel bir işlem değildir; bir yaratıştır, bir tamamlama eylemidir. Okuyucu, yazılı şeyi hiç durmadan aşarak kafasında yeniden yaratır; boşlukları doldurur. Bu nedenle bir yapıt ancak okurun belleğinde tamamlandığında gerçek kimliğine bürünür.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yazınsal yapıtlarda anlatımın kapalı olması gerektiği
B) Yazınsal yaratıların okuyucularca yeniden oluşturulduğu
C) Yazınsal yaratıları anlamak için okurun belli bir birikiminin olması gerektiği
D) Yazınsal yapıtların diğer sanat eserlerinden diliyle ayrıldığı
E) Yazınsal ürünlerin herkesin anlayacağı bir dille yazılması gerektiği
Soru 18

Kelime arkeolojisi, Batıda yaygın ve uzun zamandır yapılıyor olmasına rağmen bizde yıllar boyu rağbet edilmeyen bir çalışma alanı olmuştür. Her gün yazıp çizdiğimiz sözcükler için büyük zamanları göze alıp, o sözcüklerin ardına düşmek gereksiz görülmüştür bizde. Neyse ki son birkaç yıldır bu konuya eğilenler çıkmaya başladı. Sayıları bir elin parmaklarıyla ifade edilecek kadar az da olsa sözcüklerin doğuşunu, gelişimini, bugüne nasıl geldiğini, kısaca sözcüklerin tarihini inceleyen araştırmacılar artık bizde de var.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Batılı ülkelerde dil çalışmalarına büyük kaynaklar ayrıldığı
B) Sözcüklerin anlam değişimlerini belirlemek için arkeoloji bilgisine gerek duyulduğu
C) Sözcüklerin anlam değerlerini belirlemenin zor bir iş olduğu
D) Bizde sözcüklerin kökenini araştırmaya yönelik çalışmaların yeni başladığı
E) Dilbilim alanında çalışma yapmanın çok yorucu olduğu
Reklam
Soru 19

Türkiye'de köyde doğup büyüyen, hala orada yaşayan kaç öykücü, romancı, oyun yazarı, şair yetiştirildiği sorulsa, hiç kuşku yok ki, bir çırpıda bir yığın isim sıralanacaktır. Büyük kentlerden, hatta orta ölçekli ve küçük kentlerden uzakta, kırsalda, şair ve yazar yetiştirme konusunda, oldukça verimlidir. bizim ülkemiz. Diğer ülkelerde durum nedir bilmem, ama bir araştırma yapılsa, bana öyle geliyor ki Türkiye birinciliği bu konuda hiçbir ülkeye kaptırmayacaktır.

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ülkemizde kırsal kesimde yaşayanların edebiyata daha çok ilgi duyduğu
B) Ülkemizde köy kökenli çok sayıda şair ve yazarın yetiştiği
C) Büyük kentlere oranla köy ve kasabalarda daha çok sanatçı yetiştiği
D) Ülkemizin coğrafi konumunun köy edebiyatının gelişmesi için uygun olduğu
E) Ülkemizde diğer ülkelere göre sanatçıya daha çok değer verildiği
Soru 20

Bu Dağın Ardı'nda aranan şey hiç ifade edilmeden kalmış. Hikâye kahramanı daima ilerisini merak eden bir insan. Anadolu'yu dolaşıyor. Göçmen kuşlar gibi. Her gittiği yerde, önünde bir dağla karşılaşıyor. O dağın ardını görmek arzusuna kapılıyor. Aşıyor o dağı. Ama aştığı dağın ardını gözden geçirmeye, orayı görmeye çalışacağına, ileride ufuklarda duran yeni bir dağın zirvelerine dikiyor gözlerini, onun ardını özlüyor. Ama dağlar hiç bitmiyor; o boyuna arıyor, arıyor.

Parçaya göre yazarın sözünü ettiği eserde eksik gördüğü aşağıdakilerden hangisidir?

A) Toplum sorunlarına yer verilmemiş olması
B) Kahramanın neyi aradığının açık olmaması
C) Dağ imgesinin çok sık kullanılması
D) Teknik kusurlarının bulunması
E) Olayların yüzeysel olarak anlatılması
Reklam

Bu Test Hakkında

Bu test, ALES (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı) hazırlık kapsamında hazırlanmıştır. ALES, akademik kariyer yapmak ve lisansüstü eğitime başvurmak isteyen adaylar için kritik öneme sahiptir.

ALES, Sayısal ve Sözel olmak üzere iki ana bölümden oluşur; her bölüm 40 sorudan meydana gelir. Sayısal bölümde temel matematik, sayısal mantık ve problem çözme; sözel bölümde ise sözel mantık, okuduğunu anlama ve anlam bilgisi soruları yer alır.

ALES'te başarının anahtarı düzenli pratiktir. Soru başına ortalama 1 dakika süreniz olduğundan hız ve doğruluk birlikte geliştirilmelidir. Analitik düşünme becerisi, her iki bölümde de belirleyici rol oynar.

Çalışma Tavsiyeleri:

  • Sayısal ve sözel bölümlere eşit zaman ayırın
  • Analitik düşünme sorularına özellikle çalışın
  • Zaman yönetimi için düzenli deneme sınavı çözün
  • Sözel bölümde paragraf ve anlam ilişkileri sorularına odaklanın