1. Hangi televizyon kanalının kültür sanat programı var, merak ediyorum. Bir iki radyo programı, hepsi bu. Gazetelerdeki kültür sanat sayfalarının durumu ise içler acısı. Niteliksiz şiirler, yazılar... İnsanlar politika, spor ve güncel haberler kadar bu tür kültür sanat faaliyetlerden de haberdar olmak istiyor. Bir sanat haberi, kendine ne zaman bir spor haberi kadar yer bulursa, o zaman medya kültür ve sanat konusunda üzerine düşeni yapmış olacak. Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden yakınılmaktadır?
- A) Gazetelerin spor için çok fazla sayfa ayırmasından
- B) Televizyonların nitelikli müzik yayını yapmamasından
- C) Kültür ve sanat programlarında sadece, kitap tanıtımı yapılmasından
- D) Medyada kültür sanat etkinliklerinin yeterince yer bulamamasından
- E) Dergilerde kültür sanat için hiç sayfa ayrılmamasından
2. Türkiye'de sanat alanında en önemli sorun eleştiri eksikliği. insanlar okuduklarında tepkilerini bir şekilde bana ulaştırabiliyorlar. Ama asıl ihtiyacımız olan şey bu değil. Doğru dürüst bir edebiyat eleştirisinin olması lazım. Şimdiye kadar yazdıklarımla ilgili okuduğum kayda değer eleştirilerin toplamı dört sayfayı geçmez. Halbuki, birileri bizim için birtakım şeyler yazacak, eksiklerimizi gösterecek ki daha iyisini yapabilelim. Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
- A) Edebiyatımızda yeterli bir eleştirinin olmayışından
- B) Okurların sanatçılara karşı ilgisiz oluşundan
- C) Eleştirmenlerin eserden çok, eserin yazarını eleştirmesinden
- D) Sanatçıların okurun görüşlerine değer vermeyişinden
- E) Ülkemizde sanatçıyı yetiştirecek bir edebiyat ortamının bulunmayışından
3. Türk edebiyatında roman, toplumsal sorunları tartışmak amacıyla kaleme alındığı için, bu romanlar üzerine yapılan incelemelerde de romanın tekniğinden çok, içeriği dikkate alınmış,·"nasıl" yazıldığı değil "ne" söylediği önemsenmiştir. İçerik Türk romanı için öylesine belirleyici olmuştür ki eleştirilerinde iki ucu dengelemeye çalışan Berna Moran bile romanımızın, içeriğine yaslanmadan okunamayacağı kanısına varmıştır. Bu parçada Türk romanıyla ilgili anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Teknik bakımdan yetkinliğe ulaşamadığı
- B) Okuru gerçek yaşamdan uzaklaştırdığı
- C) Belli bir birikimin ürünü olduğu
- D) Biçimsel özelliklerinin önemsendiği
- E) Anlatımdan çok, konunun öne çıktığı
4. Bir edebiyat dergisinin yayın yönetmeniyken, dergiye gelen kötü şiirlerin şairlerine, şiirlerinin kusurlarını belirterek, yayımlanmayacağını bildiren mektuplar yazıyordum. Bir iki ay sonra aynı şiirlerin başka bazı edebiyat dergilerinde yayımlandığını görünce çok şaşırdım. Çünkü bu şairler bire bir eleştiriden bile bir şey almayan kişilerdi. Ama asıl sorun, dergilerin seçici olmamasında; önüne geleni sayfalarına aktarmasındaydı. Oysa onlara yazdıklarının iyi şiir olmadığı, bir biçimde hissettirmeliydi. Bu yapılmadı ve bazı editörlerin iyi şiir için yaptıkları uyarılar, karşılıksız ve nafile bir uğraş olarak kaldı. Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
- A) Dergilerde şiiri yayımlanan genç şairlerin yaratıcılıklarını yitirmesinden
- B) Edebiyat dergilerinin şiire gerektiğinden fazla yer vermesinden
- C) Son yıllarda edebiyatımızda nitelikli şiir yazan şairlerin yetişmemesinden
- D) Bazı edebiyat dergilerinin, yayımlayacakları şiirler konusunda seçici davranmamasından
- E) Edebiyat dergilerinin, şairlerin şiirlerinden çok siyasal görüşlerine önem vermesinden
5. "Dili anlamamak" mazeretine sığınılıp müfredat değiştirilmeye, anlaşılmayan yazar ve şairler ikinci plana atılmaya kalkıldığında, karşımıza hiç de arzu etmediğimiz sonuçlar çıkabilecek. Bu "müfredat dışı bırakma"nın bir sınırı da yok açıkçası. işin gerçeği, son derece ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Fedakarlık ede ede, "gençler anlamıyor" gibi masum (!) bir gerekçenin ardına sığına sığına Türkçe'yi bir hayli daraltmış, artık temel eserlerden bile vazgeçebilecek bir kerteye gelmiş bulunuyoruz. Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden yakınılmaktadır?
- A) Gençlerin Türkçe'nin klasikleri sayılabilecek yapıtları bile bilmemesinden
- B) Sık sık müfredat değiştirmenin, eğitim sistemini olumsuz etkilemesinden
- C) Kimi yazarların okunmamayı göze alarak bilinmeyen sözcükler kullanmaya devam etmesinden
- D) Dili anlaşılmıyor gerekçesiyle birçok önemli yapıtın müfredattan çıkarılmasından
- E) Gençlerin çok az bir sözcük dağarcığına sahip olmasından
6. (I) Sinema, hiçbir zaman tiyatronun yerini tutamaz. (II) Çünkü tiyatronun işlevi farklıdır. (II) Kökeni tarihin derinliklerindedir. (IV) Belki belli dönemlerde sinemaya göre seyircisi azalmış; zaman zaman krizler de geçirmiş olabilir. (V) Ama bütün bunlar, gerçeği değiştirmez. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi parçanın ana düşüncesi olmaya en uygundur?
- A) II.
- B) I.
- C) V.
- D) III.
- E) IV.
7. Dil eğitimi ile ilgilenen birçok uzmana göre dil becerileri içinde en zor gelişeni yazma becerisidir. Yazma becerisinin zaman alan, düşünmeyi gerektiren, dilin kurallarına uyulması zorunluluğunu gözeten planlı bir süreç olduğu belirtilmektedir. Elbette herkes büyük yazar olamaz ama doğru yazma becerisini kazanabilir. Kişi, yazma yeteneğine sahip bir şekilde dünyaya gelmez. Bu, doğrudan doğruya eğitimle elde edilen bir beceridir. Bu beceri, elverişli ortamda, uygulama ve denemelerle, özen ve çaba ile kazanılır. Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılabilir?
- A) Yazma, kuralları olmayan bir etkinliktir.
- B) Yazma yeteneği çalışılarak geliştirilebilir.
- C) Yazarlık, doğuştan gelen bir yetenektir.
- D) Yeteneği olmayanlar eğitimle yazar olamaz.
- E) Yeteneği olmayan kişiler yazar olamaz.
8. Bir TV kanalında ayrılıkları sonlandıran bir program yayınlanıyor. Bu programı izleyenler, herhalde çoğunluktadır. Aslında acıklı sahneleri izlemeyi pek sevrnem ama, ben de bu ilgi çekici televizyon yapımına kayıtsız kalarnıyorum doğrusu. Hayatın kendisini getiriyor ekrana da ondan. Aşk, sevgi, aile kavramı etrafında yoğunlaşan kesitlerde yaşanmış, parçalanmış birliktelikleri, pişmanlıkları, af dileyişleri, sevgi sözcüklerini, hataların itiraflarını izliyoruz... Bu parçanın yazarının sözünü ettiği TV programını izlemesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Acıklı sahneleri gözler önüne sermesi
- B) Gerçek yaşamı yansıtması
- C) Ayrılanları bir araya getirmesi
- D) Etkileyici bir sunumunun olması
- E) İzleyici çekmek kaygısıyla hazırlanmaması
9. Şiir yazmak sanattır. Kendi estetik yapısı içinde bahçesinin çitlerini geren bir sanat. Yazılmış bir şiirin okuru olmak da bu sanatın yakınında duran ama kendisi olmayan başka bir sanattır. Belki yan bahçedir, belki de çitin yanından geçen patika yol. Şiir okurlarını, sanatçı payesiyle selamlıyorum. Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir?
- A) Şiir okumanın, şiir yazmak kadar zor olduğu
- B) Şiir yazmanın öteki edebi türlerden farklı özellikleri olduğu
- C) Güzel şiir yazan herkesten, güzel şiir· okumasının beklenemeyeceği
- D) Şiir yazmak kadar şiir okumanın da bir sanat olduğu
- E) Güzel şiir okumak için bir eğitimden geçmek gerektiği
10. Kleber Haedens, "Şiir tanımlansaydı, yüz türlü değil; bin türlü tanımı olurdu onun." diyor. Gerçekten de şiir hakkında yapılmış sayısız tanım, onu bu sözünde haklı çıkarıyor. Farabi, şiirde iki temel ögeden söz eder: Sözcükler ve onların bir araya getirilişindeki esas. Valery: "Şiir, sesle anlamın birleşmesidir." der. Platon, şiirin büyülü bir söz olduğunu düşünür. Mallarme'nin bu konudaki görüşü ise, şiirin fikirlerle değil, kelimelerle yazıldığıdır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Şiirde ahenk ve ritmin öne çıktığı
- B) Şiiri herkesin kendisine göre tanımladığı
- C) Şiirin sözcük seçimine dayandığı
- D) Şiirin, nesirden apayrı bir tür olduğu
- E) Şiir tanımlarında belli bir noktada birleşildiği
11.
Şiirin gelenekten beslenmesi bizim Hisarcı şair grubunun da ideali, ölçüsü idi. Ve ben böyle olması gerektiğine inanıyordum. Şiir gelenekle büyür. Yahya Kemal'in dediği gibi, "kökü mazide olan ati" yi meydana getirmek gerekir. Eski temeller üzerine yeni, taze, pırıl pırıl eserler yapmamız gerekiyor. Ama ne yazık ki, son zamanlarda böyle bir çalışmanın yapıldığını, üzülerek söyleyeyim, görememekteyiz. Bizde yenilik çoğu zaman Batıyı taklit etmekle yapılır sanılmaktadır. Dil bilen birçok ünlü şairin, yabancı şairlerin şiirlerini ufak tefek değişikliklerle yazıp yayınladıklarını üzülerek gözlüyoruz.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Gençler eski şiirden yararlanmalı ancak Batıdaki gelişmelerden uzak durmamalıdır.
- B) Günümüzde eski şekiller içinde yeni şiirler ortaya koyan şair pek yoktur.
- C) Günümüzün şiiri Batıyı taklit ederek değil, eski şiirimizden yararlanılarak oluşturulmalıdır.
- D) Dil bilen şairlerin Batının büyük şairlerinden şiir çevirisi yapmaları, şiirimiz adına büyük bir kazançtır.
- E) Hisarcı şair grubu eski şiiri esas alarak yeni şiirler ortaya koyabilen seçkin bir gruptur.
12.
Başta annem. Çok tatlı, çok canlı bir dille, çok güzel masallar anlatırdı bana. Şairdi de. Okuması yazması yoktur; ama biraz kederlendi mi hastalandı mı kafiyeli konuşmaya, şiir söylemeye başlar. Bu da ister istemez beni etkiler duygulandırırdı. Sonra bir de ağabeyim vardı, şairdi, öldü. Birkaç güzel şiiri de vardır. Küçükken ona özenir, şiir yazmaya çalışırdım. Çok ilgilenirdi şiirlerimle, inceler öğütlerde bulunurdu. Bir de lisede öğretmenim vardı, defterimde birkaç şiirimi görmüştü. Her karşılaşmamızda, hani yenileri, derdi.
Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş bir cevap olabilir?
- A) Düzyazı yerine şiiri seçmenizi size öneren var mıydı?
- B) Sizi sözcük seçiminde titiz olmak gerektiğine kim inandırdı?
- C) Biçime bu kadar değer vermenizde bir başkası etkili oldu mu?
- D) Şairliği seçmenizde etkili olan birileri var mıydı?
- E) Şiirlerinizi yazılışından sonra, önce kim okurdu?
13.
Sanat ve edebiyat ürünlerinin yalnızca var olmaları toplumların düşünce yaşamına katkıları bağlamında ancak yolun yarısıdır. Yolun kalan yarısı ise bu ürünlerin yeterince ve olması gerektiği gibi değerlendirilip özümsenmesiyle tamamlanabilir. Kendi ortamlarında yaratılmış sanat ve edebiyat ürünlerinin eğitiminden geçmeyi başaramayan toplumlar için bu ürünler, yatırıma yöneltilmemiş atıl birikimler kadar işlevsiz kalmaya yazgılıdır. Gerek sanatın gerekse edebiyatın yakın ve uzak geçmişi bize, böyle bir eğitimden geçmeyi doğal sayıp başarmış toplumların dün bugün gelecek çizgisindeki sınavlar karşısında da çok hazırlıklı olabildiklerini, aynı tuzaklara ve bataklıklara düşmekten çoğu kez böyle bir eğitimin yardımıyla korunabildiklerini gösteriyor.
Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Toplumların hayat karşısında hazırlıklı olmaları sanat ve edebiyat ürünlerinin eğitiminden geçmeleriyle mümkündür.
- B) Sanat ve edebiyat ürünlerinin var olması yeterli değildir, sanat eğitimin de okullarda verilmesi gerekir.
- C) Sanat ve edebiyat kültüründen geçmemiş birinin bu dallarda başarılı olması mümkün değildir.
- D) Günümüzde kendi kültürlerini korumuş toplumların, sanat ve edebiyatta ne derece ileri oldukları görülür.
- E) Sanat eserinin var olması yetmez onu değerlendirecek eleştirmenler de olmalıdır.
14.
Ben hiçbir anlam ifade etmeyen uzun hikâyeleri hiç sevmem. Bir hikayeyi yazmaya başladığım zaman, duygular ve filozofik değimler sözlerimin arkasından usulca gelip yerleşmeli sağa sola. "Başına Buyruk Bir Kadın" da evli ama çok mutsuz bir kadını anlatmıştım. Öylesine mutsuz ki, bu mutsuzluğu onu intihara kadar götürüyor. Bütün bu hikayenin arkasında, aslında bir kadının yaşamı katlanır kılmak için verdiği psikolojik bir savaş var. Psikolojik ve filozofik öğeler ister istemez hikayenin arkasından geliyor yani.
Bu parçada sözü edilen yazarın öyküden beklediği aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Belli bir anlam gözetmesi
- B) Toplumsal konulara yer vermesi
- C) Bazı sorunlara çözümler sunması
- D) İnsanların içsel sorunlarına yer vermesi
- E) Anlatımıyla okuru etkilemesi
15. Şairler genellikle geçimsiz olurlar. Önce kendileriyle geçinemezler, sonra çevreleriyle. Öylelerini tanıdım ki, hiçkimseyi bulamamışlarsa aynaya bakarak kendi kendileriyle kavga etmişlerdir. Mesela Yahya Kemal ile Ahmet Haşim de geçinemeyenlerdendi. Haşim Nuruosmaniye'deki ikbal kahvesine gelir, çevresine şöyle bir bakar, Yahya Kemal'i ortalarda göremeyince: " Oh Nişli Agah yok, kendi kendimize kahve içelim." derdi. Yahya Kemal de Haşim'den geri kalmaz çevresini alanlara: "Hadi gene iyiyiz. Arap Haşim yokken keyiflice sohbet edelim." derdi. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yahya Kemal ile Ahmet Haşim'in birbiriyle geçinemediği
- B) Şairlerin çoğu zaman geçimsiz kimseler olduğu
- C) Her şairin kendini en iyi şair olarak gördüğü
- D) Şair ruhlu insanlara katlanmanın zor olduğu
- E) Şairlerin sosyal yönlerinin yeterince gelişmediği
16. Bizim genç okuyucularımız var... Orta öğrenimin, yüksek tahsil basamaklarının pırıl pırıl temsilcileri. Bizi onlar okuyor, bizi onlar anlıyorlar. Biliyorum, her yıl olduğu gibi bu yıl da en çok kitabı onlar satın alacak, onlar okuyacak, onlar tartışacak, onlar karar verecekler. Kitap fuarlarındaki kuyruklarda onlar terleyecek, bir yazarın imza gününde bulunmanın, onunla birkaç cümlelik de olsa hasbihal etmenin heyecanını, sevincini onlar yaşayacaklar. Ve yine biliyorum ki bu yıl da en fazla telefonu gençlerden alacağım, ya benim çalışmalarıma yönelik bir ödev için arayacaklar ya tezler için. Dediğim gibi, yarınlar onların. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Bir yazara yazma gücünü veren, okurların, kitaplarına ilgisidir.
- B) Gençleri yazarlığa özendiren ve onlara öğretmenlik yapan yazarlar daha çok beğenilir.
- C) Gençlere kitap okuma alışkanlığı kazandırmak yazarların görevidir.
- D) Yazarlara neleri yazmaları gerektiği konusunda gençler yardımcı olmalıdır.
- E) Yazarlara ve onların kitaplarına en çok ilgiyi gençler gösteriyor.